son müzakereler

Mayıs 7, 2007 Yorumlar kapalı


.

27.03.2012 ŞEHİTLERE HÜRMET

HİÇ BİR ŞEHİT MEZARINDAN TOPRAK ALIP EVİNİZE GETİRDİĞİNİZ OLDU MU?

Neler hissettiniz?

Büyüklerimiz (Karıncaya basmaz Efendiler olarak tanınır) bir tarladan geçmek zorunda kalırlarsa ayakkabılarına çabut bağlarlarmış yanlarında hayvanı varsa ağzına torba geçirir ve tarladan çıkınca da ayakkabılarına bulaşan tozu toprağı iyice temizler, başkasının toprağından bir zerrecik bile kul hakkı olarak zimmetime geçmesin diye titizlenirlermiş…

Mezarlarda Kur’an okunmaz…. Okunur mu yoksa? Ölenin bedeni necis sayıldığı için, söz gelimi evde bir odada yanıbaşında Kur’an okunmaz, yan odaya geçilir. Mezarlar da bir çeşit cesetlerin kalıntılarını barındırdığı için Kur’an okumak ilke olarak Peygamberimizden geldiğinden değil sonraları, Ümmet-i Muhammed ölüleriyle bağlantısız kalmasın diye fatiha ihlas okumayı mahzursuz görmüşler. Sünnet olan ziyaret selam ve dua şeklinde özetlenir vazifemiz. Evlerde mabedlerde yolda vb. mekanlarda okunanlar ölmüşlerin ruhuna da bağışlanır. İlave olarak onlar adına hayır hasenat yapılır.

Bir diğer mesele, insan bedeni gömüldüğü yerde asli hücrelerini -bilemiyoruz ne çeşit temel varlık taşlarını barındırdıklarından ve dirilişin o temel yapı taşları üzerinde teessüs edeceği ileri sürüldüğünden dolayı kabirlerden toprak almak ayrı bir olumsuz davranış olabilir.

Bir diğer yorum da şu olabilir. Hepimiz evimizi bahçemizi koruruz, çiçeklerimize zarar veren hayvan ve haşerata hatta komşu çocuklarına bile duyarlı davranırız. Kabirler de bir çeşit iki dünya arası bir geçiş alanı ve ruhların dünyadan ukbaya ukbadan dünyaya bir irtibat ve iletişim alanı; adeta bir mahrem bölge gibi algılanmış olabilir. Bu sebeple evliyaullah ve şehitler mekanlarını korurlar, mezarlarına yapılan müdahaleleler karşısında, Allah’ın ilim irade ve müsadesiyle farklı boyutlarda tepki verebilir uyarı gönderebilirler.

Toprak Nebilerin bedeninin yemez. Şehitleri de öyle. Şehitler canlılıklarıyla çevrelerinde de bir menevi canlılık oluşturuyor olabilirler ve farkına varmadan bizler de onların manevi atmosferlerine işlediğimiz olumsuz davranışlarla rahatsızlık veriyor olabiliriz.

Peygamberimizin cenazelere olduğu kadar mezarlara saygı konusunda da uyarıları vardır. Söz gelimi üzerine basılmamasını emreder.

İnsanlar ziyarete gittikleri ülkelerden şehirlerden o yöreye özgü hediyelik eşyayı getirirler. Belki iyi niyetle Hac’dan gelirken taş toprak getiren de olabilmektedir.

Ne var ki bilindiği üzere kimi zaman bilinçsizce eşyaya maddeye hatta bazı büyük insanlara dahi kutsallık izafe edilebilmekte kimileri onlardan yardım ummakta farkında olmadan şirke düşme tehlikesi ile karşı karşıya kalabilmektedir.

ŞEHİTLERİN MEZARINDAN BİR TUTAM TOPRAK ALIP YANINDA GETİRME OLAYINA GELİNCE…

Bu yazıyı yazmamızın temel sebebi de hani inanılmaz! denen ve 3-5 gün önce gerçekleşmiş bir olayın bize anlatılmasıdır.

Genç kızımız Çanakkaleye geziye gider, tarihine taşına toprağına tabi ki özellikle kutsalları uğruna seve seve kanlarını döken canlarını veren ÇANAKKALE ŞEHİTLERİ’ne olan sevgisinin yönlendirmesiyle bir şehit kabri üzerinden elindeki maskotun içini dolduracak kadar toprak alır ve yola çıkarlar. Olayı bize anlatan aile büyüklerinden birisi, kızı daha yolda iken içinde değişik sıkıntılar yaşamaya başlar ve adeta uyarılar yapılıyor gibi nefsi kelamlar duymaya başlar. Kabir topraklarımızın nerelere atıldığını biliyor musunuz bize ait şeyi bizden niye alıyorsunuz bizi izac ediyorsunuz şeklinde içte dalgalanmlalar yaşanır ve o gece evde bir kısım şeylerin ortadan kaybolduğu da gözlenir.

Sonuçta o aile, o manevi alemlere olan saygılarının şehitlerimize olan hürmetlerinin gereği, çocuklarıyla birlikte sabah erkenden Çanakkale’ye giderler o bir avuç insan ayasını bile doldurmayan toprak parçacıklarını o mezarın üzerindeki alındığı minik boşluğa boşaltır düzeltirler ve ferahlamış ve o alemlerdekileri de ferahlatmış olarak şehirlerine dönerler.

Şehitlerini bir toprak taneciği kadar bile rencide etmeme konusunda hassas davranan içleri derin engin insanlar, mezarlardakileri ve tarihi hatıralarını unutup kutsallarını talan eden kalpleri mezarlaşmış ruhsuz kimi insanlar….

.
29.03.3012 Yukarıdaki olay sonrası bahsi geçen o duyarlı kızımız, kendisi gibi şehit mezarının toprağından alan bir arkadaşını, bunun mahzurlu olabileceği konusunda uyarır. Bu uyarıdan sonra o arkadaşı, sabah, gece rüyasında kemiklerin kafataslarının topraktan fışkırdığını gördüğünü kabus gibi bir gece geçirdiğini anlatır.
.

DÜNYA CEZA EVİ Mİ? 23.12.2011

Sayın hocam

Az önce düşünüyordum da,birden içsel olarak şu geldi aklıma,bu dünya bir nevi cezaevi gb…..sınırları belli olan ve onun dışına çıkılamayan….cezaevleri de sonuçta öyle değil mi? Sanki YARADAN bizi buraya gerçek insan olmaya yollamış buraya….

———————————————-
Ceza evlerinin belli fonksiyonu var malum. Suç işleyenlerin cezalandırılması, adalet duygusunun yaşatılması kamu vicdanının tatmin olması, kişisel cezalandırma ile toplumsal kaosun önlenmesi….

Öte yandan cezaevi suç işleme devamlılığını durdurmakta ve bir eğitim kurumu gibi rehabilite ederek, insan psikolojisini düzenleyerek topluma kazandırma görevini son dönemlerde yerine getirmekte…Bahsettiğiniz şekilde dünya ile bir benzetme yapılmış evet…

Mevlana’nın Mesnevi başında bahsettiği şekliyle, Ney esas yurdundan koparılıp dünyaya bırakılan bir saz… 7 deliğiyle insan nefis mertebelerine işaret ediyor ve aslına dönüş özlemiyle nay edip duruyor inliyor.

Fakat şu yönüyle benzetilebilir mi? Ceza evinde bulunma öncesinde işlenen bir suça cezanın tahakkuk yeri. Dünyaya gelmeden önce işlemiş olduğumuz bir suçumuz yok ki doğrudan bir ceza evi benzetmesi yapabilelim.

Bu yaklaşım Hıristiyan inancındaki asli günah kavramını çağrıştırıyor; anneden evlatlara geçen günah kiri ve bundan kurtulmak için vaftiz olma…

Ayet bunu reddeder ve kimse başkasının günahından sorumlu tutulamaz der.Ayrıca cezaevi sınırlı dediğiniz gibi maddemiz için.Fakat biz küçük bedenimizde ve avuç içi kadar dünyamızda sonsuzluğa pencereler açabilen varlıklarız. Tefekkürümüzle manevi deneyimlerimizle ibadet ve iyiliklerimizle hatta evrenleri aşabilek kainata meydan okuyabilen varlıklarıız.

İnsanlığın en büyük temsilcisi Peygamberimiz Mirac ile dünyaları aşmış madde ötesine taşmış. Hamdım piştim oldum diyen Mevlana gibi namaz miracıyla o yolda kainata sığımayan meleklerle yarışa aday varlıklarız hep.Bu durumda dünya hayatına Kur’an ayetlerinin Hadis açılımlarının çeşitliliği içinde bakmalı ki eksik veya yanlış kanaatlardan uzak kalabilelim.

Sıratı Müstakim bakışı… Dengeli ölçülü…Hani derler dünya müminin cehennemi inkarcının cenneti diye…

Bu yönüyle Cennetin yanına koyduğumuzda bunca zevklerine renklerine rağmen tabi ki aslına nazaran dünya bir gölge gibi duruyor.Ayrıca teorik olarak Adem ile Havva’nın yasak meyvadan yemelerine terettüp eden bir ceza evi görüntüsü de yanlış sayılmaz… Fakat getirisi çok fazla olan bir geçici elem yeri…

Ruh sonsuzluk ve özgürlük… Ten kafesi içinde hapiste adeta ve elbette Ah vatanım dedirtecek bir durumda insan.

İlahi Kelam açısından doğrudan bakarsak, dünya karşımıza geçici fani bir oyun ve eğlenceden ibaret durumuyla karşımıza çıkar.

Peygamberimiz bir ağaç altında kısa bir konaklama olarak tanımlar…

Allah’ sinek kanadı kadar bu dünyaya değer verseydi size bir damla yağmur vermezdi diyerek ne kadar değer verilmesi yolunda bir bakış açısı getirir.Şu ayet dengeli bakışı öğretir Ahiretini kazanmak için bütün varlığını kullan dünyadan da nasibini unutma.

Yine ayet dünyayı tanımlarken bir imtihan bir eğitim yeri olarak tanımlar. Hanginiz arınacak kötülüklere uzak durup salih amel yapacak ölçmek için var dünya der.

Bu ve benzeri açılardan bakınca sadece ceza evi imajıyla bakılmamalı.

Özellikle bu manevi kültürü tanımamış insanlarda tabi ki gençlerde ümit kırabilir karamsarlık meydana getirebilir. Hatta Allaha uzanan siteme şikayete ve isyankarlığa sebebiyet verebilir.

Çok sorulmuştur bu konu öğretmen olarak bize: Allah neden herkesi eşit yaratmıyor kimini fakir çileli bir hayatta dert bela içinde yüzdürüyor kimi zenginlik içinde safa sürüyor bu adaletsizlik oluyor.

Dünyayı soyut cezaevi gibi görme biraz da Hinduizmdeki reenkarnasyonu çağrıştırıyor. Herkes cezasını çeker arınır bir sonraki hayatında kast sisteminin üst mertebesinde tekamül etmiş olarak gelir gibi inanç sapmasına yol açabilir.

Ama bizim saf tasavvufumuzdaki bakışla da konuya latif nezih bir sufi yorum kazandırılabilir.

Peygamberimizin dudağının bir tarafından daima hüzün varmış. Krallar ipek atlas döşeklerde yatarken krallara taç giydiren Kainatın Efendisi hasır üzerinde yatmış hasır yanağında iz yapmış, Sahabe ağlamış görünce Ağlama demiş ya Eba Hüreyre istemez misin dünya o dünyayı tercih edenlerin olsun ebedi cennet bizim olsun!…

İki kral Peygamber Davut ve Süleyman hiç dünya zevki yaşamamış hüzün yaşamışlar ağlamışlar.

Aslında siz cevabı bir cümle ile zaten vermişsiniz topanrlamışsınız. GERÇEK İNSAN OLMAK İÇİN GELDİK BURAYA.

Tasavuftaki İNSAN-I KAMİL nefsini terbiye etmiş günahlara kapanmış manevi alemlere açılmış Allah sevgisiyle insanlara hizmet aşkıyla dolmuş taşmış… Dünya hapisphanesinde gerçek özgür sultan haline gelmiş… insan olmak….

Bu farklı pencereleri açtıktan sonra aha fazla değerlendirmeleri uzatmadan dünyayı tanımlamada üç önemli yaklaşıma işaret edeyim izninizle.

1-Dünya Allahın güzel isimlerinin cilvelendiği bir Ayn bir sanat merkezi sanat galerisi olması yönüyle sevilebildiği kadar sevilmeli… Yaratıcının eseri adına cennetler ötesi bir güzellikte düşünülmeli…

2-Dünyayı ahiretin tarlası olarak sevmeli burada salih amel çekirdekleri atmaya bakmalı. Dünya hem eğitim yeri hem hizmet yeri. Ücret yeri Ahiret demeli.

3-Nefsin sınır tanımaz günah lezzeti sever durumuna bakarak, fani dünya süsüne kapılıp Allah’ı unutturan, ibadetten uzak tutan, iyiliklere kapalı yönünü ise ciddi tehlike olarak görmeli tedbir almalı.

Aslında dünya bu üçüncü maddeye muhatap insanlar için bir CEZA EVİ gibidir, nefsin tutsağı, günah arzuların esiri, paranın, malın mülkün, makamın, ihtirasların kölesi olanlar esas mahkum olanlar… Secde insanı özgürleştirir, sonsuzlaştırır, sonsuza en yakınlaştırır.Bir cümle söylenecekse Dünya kalben terk edilmeli kesben değil. Dünyayı ruhumuza esir etmeli esiri olmak değil…

———————————————-24.12.2011

Sayın hocam
ALLAH razı olsun sizden…ben bir kum taneciği yazdım siz bana okyanusları yazmışsınız….aslında ne hinduizm ve hristiyanlıkla ilgili olarak düşündüm…

dediğim gb birden gökyüzüne bakıyordum dikkatlice…ordan aklıma geldi cezaevi ya da hapis olmak …başı sonu belli bir yerde yaşıyoruz dedim kendimce sanki burda ruhlarımızı eğitecez ve başka alemlerde daha iyi konumlarda hizmete devam edeceğiz…

aslında size bir sürü şey yazabilirdim ama kelime gelmedi aklıma hatta yazdım sildim yazdım ve en sonunda o cümleler çıktı….tam demek istediğim olmadı aslında….

ama siz beni çok iyi anladığınız için aradığım ne varsa yine bana cevap oldunuz…sizin bu yönünüz bana güç veriyor kesinlikle…siz olmasaydınız acaba kimle paylaşırdım sorularımı ve iç dünyamda yaşadıklarımı…sanki bana yardıma geldiniz bu okula!!!!!!biraz büyük bir laf ama…aklıma geliyor ne yapayım…sizin bana vereceğiniz bir cevap mutlaka oluyor…

yoksa ben şizofrenmi oluyorum diye bazı şeylere yoğunlaşmaktan kaçardım kesinlikle…ama çok huzur buluyorum her farkettiğim şeylerden sonra…bende sanırım bilgi olmadan hissi bir mevlevi yön var….sizin bu kadar alim olmanız süper gerçekten….her konuda hemen aklınıza geliyor ve üşenmeden aktarıyorsunuz….göreviniz çok güzel….çok ulvi….

ben hep şunu da merak ediyorum, bugün de dedim size insanlar bazen boş işlerle o kadar uğraşıyorlar ki beni çok yoruyor bu durum…neden farketmiyorlar olanı biteni…ve herşeyi….sonra da uyarı geldi zaten,Allahın kullarına karışmak Allahın işine karışmak değil mi?bu senin çile çekmen gereken bir durum ….yani benim bu durumdan acı çekmem huzursuz olmam gerekiyor…

aslında o insanlar için üzülüyor ben…YARADAN haketmiyor diye düşünüyorum….haddim olmayarak….neyi paylaşamıyoruz ki…ALLAHın sevgisi hepimize yeter….ben kendimi dini konularda bilgi açısından cahil hissediyorum ancak eğitimim bu konuda olmadığından….

ama içime gelen o sevgi seli, ağlama isteği ve coşkusu ve sürekli şükretmem beni ONA daha da yaklaştırıyor….ya da çok yakındım da yeni yeni çıkarıyorum bunu….çok şükür herşeyi bilen ve herşeye sebep olan ALLAH bana bu sevgiyi yaşattı çok şükür….umarım herkes ulaşacak bu sevgiye….———————————–

est… bizimkisi kuru tas kellede üç beş mercimek kaşıklamak… Duygu ummanları çağlayanları siz gönül insanlarında…

Alında bu ve benzeri değerlendirmeleri yapma fırsatı çıkmamıştı hiç en yakınlarımız dahil kimseyle paylaşma zemini olmamıştı. Bir cümle ile de olsa belki belli bir çaba sonucu okuyarak oluşan ve de tortulaşan bilgi ve düşünce kırıntılarımı nemalandırıyorsunuz yüreğinizden dökülen o maya hissiyatınızla. Ve yazarken biz de farkında olmadan öğrenmiş istifade etmiş oluyoruz. Klavyeden dökülen onca cümlelerin yüzde birini ta derinlerden hissederek samimane yaşamayı yaşaran gözle secdelere kapanmayı ne kadar çok isterdik.

Ama bildiğim bir şey var, dün de ayak üstü az sözünü etmeye çalışmış açamamıştım.

Bazen kuru kuruya hakka yürüyüş ve yaşamdaki acılara rağmen Rabbe sadakat, coşku veren çok hisiyattan manevi lezzetlerden makbuldür Hak katında.

Bazen kendini unutup bir başkası için fedakarca zaman ayırma içten ilgilenme, insanın ruhani yücelmesi için yaptığı şahsi nafile ibadetlerden çok daha hora geçmekte Mevla divanında.

Sabrın en yükseklere ulaşanı, acı günde tatlı günde O’nunla olabilme arzusuyla O’nsuzluğa dayanarak bağlılık içinde O’na yüreyebilmek, O’nu sevmeyi O’nu sevdirmekte bir ayrı bulabilmek.

Hadis: Allah’ı sevdirin gönüllere ki Allah da sizi sevsin…
Dua: Allahım beni seni sevdirenlerden eyle!…
hürmetlerimle…

.

e- mail müzakere 24.10.2011
Dünyada varoluş amacı ve ruhun tekamülü

….bu arada bişey daha….ölümden sonra ruhlarımız öğrenilern bilgilerle mi göğe çıkıyor?ya da şöyle diyeyim buna da dün akşam takıldım…

dünyada herkesin eğitim imkanları farklı…olanakları doğrultusunda yetişiyor…hiç okula gidemeyen ya da devamını getiremeyen bir sürü insan var onlar öğrenemedi pek çok şeyi…o nedenle de düşünemedi diyelim gelişemedi…..ruhsal olarak bilgilerin taşınması diğer alemlerde kullanılması gerekmiyorsa eğer….

neden dünyada sınavdan geçiyoruz….o zaman nasıl doğarken saf ruhlardık giderken de aynı mı gidecez?o zaman ruhumuzun yükselmesinin ne önemi var…öte alemlerden öğretici ruhların bu dünyada yardımcı olduğunu düşünüyorum ayrıca…ya da dünya da ki yaşam ruhsal eğitim sonucu öğretmen yetiştirme yeri mi?neden burada yaşama şeklimiz böyle?eminim diğer alemlerde farklı amaçlara yönelik devam edecek yaşamlar ama burdaki gb havaya suya besine gerek olmadan….çünkü bu dünyaya sular gönderildi…atmoser belli seviyede evrende asılı bırakıldı…vb.dünya eğitimin bence ilk safhası….

ve kuranda ilk anladığımız şekliyle değil pek çok derin anlamlarla yüklü…bunları konuşmaktan kaçmamak lazım bence….sorgulayarak sanırım bir yerler ulaşıcaz….

yazdıklarım size ters gelebilir belki ama size çekinmeden yazabilmem de bence çok önemli….bana zaman ve emek harcadığınız için çok teşekkürler….

———————————————————

– Estagfirullah zahmet mi olur Rahmetten bahsediyoruz, Rahmana ait hakikatlari irdeliyoruz, O’nu daha iyi tanıma çabası içinde bulunuyoruz

– Yüce Yaratıcının yüceliğine uygun şekilde tanıtılmadığı engin Rahmetine Şefkatine Güzelliğine yakışır biçimde sevdirilmediği konusunda hemfikirim, bunu yıllardır öğrencilerimden biliyorum. Çünkü çocuk mikro planda bir evin evdeki felsefesin kopyası yansıması sayılır.

– Cümleler halinde ifade ettiğiniz duygu ve düşüncelerinizin her biri ayrı bir konu bir makale başlığı açabilecek saatleri bulan dersleri kapsayacak nitelikte ve zenginlikte. Çağrıştırdığı fikirleri düşünceleri bilgileri kendi çapımda değerlendirmeye girmek epey yer kaplayacak zaman alacak öte yandan yeterli olamayabilirim de her konuda değerlendirme yapmaya…

Ama şu konuda da tesbitiniz önemli. Dinin ruhu kolaylıktır ve Allah kolaylaştırır. Ve Allah fiillerimizden çok niyetimize bakar öncelikle. Hatta bazen niyeti fiil gibi kabul edebilir. Ve ibadet sadece namazla sınırlı değildir topyekün hayatı kucaklar ve daima iç merkezlidir.

Mevlananın dediği gibi olmakla görünmeyi cem eder. Bir de her insanın Rabbi anlaması yönelmesi ve O’na ibadet sunumu bütün insanlardan parmak izi farklılığı gibi farklılık arz eder. Yani kimin hangi ibadetle Allaha yönelişle makbul bir kul olacağını sadece O bilir.

— ölümden sonra ruhlarımız öğrenilern bilgilerle mi göğe çıkıyor? ile başlayan cümleler dizesinde aynı şekilde farklı konuları içeren cümleler fark ediliyor… Hepsini kapsayacak bir yaklaşım sergileyebilir miyim bilemiyorum.

1-ilk gördüğüm ve öncelikle üzerinde durulması gerektiğini düşündüğüm konu, zihnimizi ne ile meşgul etmemizin Allah ve Peygamberi tarafından istendiğini anlamaktır. Yani yaratılış amacı dediğimiz şey.

kur’an yalın cevap verir: Ben insanları ve cinleri beni tanısınlar ibadet etsinler diye yarattım!”.

İbadet kavramını da başka ayetler ve Peygamberimizin sözleri açıklar. Namaz oruç Hac Zekat yanında Tefekkür önemli yer tutar Kur’an’da: Allaha ait manaların evrendeki insandaki icraatlarının düşünülmesi gibi…

Zikir önemli yer tutar ve bu Kuran okumakla olduğu gibi Allahın eserlerinin sergilendiği evrendeki bütün eşya ve hadizeleri bilim diliyle okumak da düşünülür, Dua apayrı bir paya sahip, tövbe vardır mesela… Özellikle insanlara yararlı olacak her davranış ibadet kapsamına alınır; yoldaki taşı almaktan yüzüne bir tebessüm sunmaya kadar…

2- Bu amaç doğrultusunda yaşayan inanan insanda O SONSUZ VARLIĞA KARŞI bir NİYET İZAN ANLAYIŞ İNANIŞ KABULLENİŞ SEVGİ AŞK TUTKUNLUK oluşur zamanla sözünü ettiğimiz ibadet bağlantılarını pozitif davranışları kullanmak süretiyle. Zerre iken evren olur insan, damla iken derya… Hiç iken her şey… Adeta sonsuzlaşır ruhuyla inancıyla.

Buna çölde başıboş kalmış amaçsız bir askeri birliğin anlamsız dolaşmasına karşın bir baş komutana bağlanan bir tek askerin disiplinle rütbeye bağlantısı ile değer kazanması farkı gibi bakabiliriz. Ya da bir basit bez parçasının Picassoya, bir basit taş parçasının Mikelanja bağlanmasıyla; bez ve taş parçalarının müstesna sanat eserlerine dönüşmeleri açısından bakabiliriz.

Basitlikten mükemmelliğe geçiştir bu. Biz de dünyaya gelirken basit bir avuç et hücre yığını madde iken belli dönemde aile çevre eğitim ve iredi ile tercih sonucu bir SONSUZA gönül verdiğimiz anda basitlikten mükemmelliğe fanilikten sonsuzluğa geçiş yapmış oluyoruz. Varlık amacı bu…

Dünyada 20 yıl kalsak da bu 120 yıl kalsak da bu…

Ve O SONSUZU 20 yılda bulsak da tekamülün zirvesine oturmuy oluyoruz 120 yılda bulsak da…

Mesela Peygamberimize inanmış söylemek için gelmiş, onu göremeden vefat etmiş çölde bedevi iken cennete prens olmuş. Başkası 100 yıl yaşayarak Sahabe olarak vefat etmiş o da ayrı bir Prens olmuş. Hz.İsa a.s. 33 yıl yaşamış derler. Oysa Hz.Nuh a.s. 950 yıl yaşamış…

Tekamül dünyada başlar ve sona erer. Bir anlık buşuşma ile de O bulunabilir bir ömürlük arayışla da… Yeter ki insan aklını kullanıp kalbini işletip Yaratıcısına yönelme niyet ve azmine girsin. Bu sonsuz inanma niyetiyle o sonsuz cennete ulaşır. Ruhsal beceriler kerametler göstermese de olur bu. Çünkü esas Sahibini bulmuş zaten O’nun bütün zenginliğine konmuş olmaktadır. Ruhsal gösteriler tamamen bir çerez gibi kalacaktır.

Kur’an Nebiler Sıddıklar şehidler veliler muhlisler gibi kavramları dikkat çeker, emmare levvame, mülhilme, mutmainne, radıye, mardıyye, safiye gibi kavramlarla nefsin mertebelerini derecelerini yükseliş basamaklarını saydığı gibi ve Naim, adn, firdevs, me’va, selam huld gibi cennet nevi ve mertebelerinden söz eder. Ve en şerefli olmayı takvaya yani Allaha yakınlığıa saygıya dünyada iken O’na ait hakikatları kavrama ve ibadette derinleşmeye bağlar. Herkes yaptığının karşılığını görecek der. Bu anlamda tekamülün mükemmelleşmenin sonsuza uzanan basamakları var denebilir.

3-Son bir pencere açarak bitireyim izninizle. Biz dünyaya gelince tekamül etmiyoruz bir açıdan. Tedenni ediyoruz çoğunluk itibariyle aslında. Ne demek bu… Saf alemden saf olarak geliyoruz orjinal olarak. Yani adeta saflık mükemmelliği ile geliyoruz boş beyaz bir kağıt gibi.

Tekamüle mekamüle gerek yok mevcut saflığımızı orjinalliğimizi masumiyetimizi koruyabilsek vallahi bu yeter sonsuz güzelliklere yelken açmak için. Dünya kesiti aslında bu saflığı koruma mücadelesinden ibaret.

Çünkü belli dönemden sonra bir taraftan cinsellik diğer taraftan yeme içme öbür taraftan para mal mülk makam hırsı öfke kin intikam gibi ruhun saflığını bozmak için dört bir koldan saldıran o saf yapıyı bozmak için mücadele eden gulyabanilerle savaşmak zorunda kalacağız.

İşte burda tekamül denecekse evet bilgilerle sevgilerle ve insanlığa iyiliklerle aklımızı kalbimizi güçlendirmek durumundayız. Bilgiyle ilgilendikçe zihnimiz çeşitli yönleriyle ibadetle ilgilenmekle kalbimiz güç kuvvet kazanıp bu hasımlarla baş etmeyi öğreneceğiz ve gideceğimiz aleme uygun saflığımızı yitirmemeye çalışırken erdemimizi arttırarak erdemlilerin mekanı cennete layık hale geleceğiz…

🙂 teşekkür ediyorum. sayenizde zihnimiz hareketlenmiş oldu. Eksik veya hatalı açıklamalar olabilir, birikimim olan Kur’an kültürüm bunları yazdırdı. Yorum hatası yaptıysam Rabbim affetsin siz de kusura bakmayın artık…

——————————————————-

24.10.2011
Çok teşekkürler …yine zahmet olmuş inanın….fazla sorum kalmadı sanki…Bir de şu konya da yaşadıklarım olası mı?mesela yaşlı dedenin bana benim Allahtan başka hiç kimsem yok kızım demesi….sabah rastladığım dilencinin sadece bana yaklaşması ve sonra hızla kaybolması…hakkını helal et demesi….bilmiyorum….dinimizde olası bir durum mudur?

Tasavuf literatüründe hiss-i kablel- vuku bast-ı zaman tayy-ı mekan abdal gibi kavramlar vardır, hakka gönül veren bu tarz insanlar tanınmaz bilinmezler hem orda hem burda bir anda görünebilirler hani Hızır gibi ihtiyacı olana koşturulurlar. Herkes yaşamayabilir tabi bu tarz deneyimleri… belki kulun en çok ihtiyacı olduğu noktada yardımlarının cilveleri binbir çeşit olan Rahmanın yardımı bu şekilde de tezahür edebilir ya da bir iyiliğin karşılığı olarak Allahın kuluna bir iltifatı teşviki gönül coşturması olarak da görülebilir.

Böyle durumlarda O’na hamdedilir doğal olarak bir iltifat ve ağza bir parmak manevi bal çalma olarak görülebilir… Genel söylüyorum tabi şımarmadan bu ihsana sadakat içinde aynı zamanda pek çevreye kimseye de anlatmadan… hani Rab ile aramızda bir sır gibi özel iletişim gibi düşünülür…

Ve bu bir paye bir makam ise şayet doğal olarak hakkı verilmeye gönüllere Allahı sevdirmeye aşk ve şevk ile devam edilir…

Bir beklentiye de girilmez tabii yani bir daha bir daha olsun der gibi… Çünkü esas olarak hakiki lutuf ihsan ödül ücret yeri ahirettir. Bazen burda farklı yollarla avans olarak da manevi deneyimler yaşatılabilir. Yani gönlüm coşarsa Hakka yönelebilirim gibi gizli bir pazarlık yapar durumda olmamalı demişler.

Sadakat ve kapalı kutu veliliği en iyisi demişler. Yani sadakat içinde samimiyetle en derinden Rabbe ait güzellikleri yaşayıp yaşatmaya kilitlenmeli. Hiç bir ödül ücret iltifat manevi deneyim olmasa da israrla kapısına kapısına gitmeli kapalı sandık gibi kendisinin bile farkına varmamalı demişler. Çeyiz sandığı gibi….
Öbür alemde açılınca ne güzellikler biriiiiiiiktirmiş Rabbim meğer benim için beni veli sevgili bir kulu yapmış diyerek büyük sürprizi orda yaşamalı….

🙂 coşkunuz esintiler halinde buralara yansıyınca insan klavyeden ellerini çekmekte zorlanıyor doğrusu… Bu tarz paylaşımlar için asıl bendeniz teşekkürlerimi sunarım saygıderen öğretmenim!

———————————————————

25.10.2011
Selam
İnanın ağlayarak okudum yazdıklarınızı….Sizi de Allah çıkardı karşıma kesinlikle….hep şükrediyorum Allahıma….yazdıklarınız sanki benim bilmeden bildiklerim….şımarmak ne mümkün o yüce duyguları yaşadıktan sonra…hep daha hep daha diyor insan…açılan goncagül gb….birden başlayan…çoğalan nerden nasıl büyüyecek bilmeden geliveren sürpriz bir dönem benim için….

yaşadıklarımı anlatma konusunda ise aslında çok mantıklı biri olmamdan kaynaklı….inanamamak ya da acaba ben mi uydurdum dememek için…ama artık dediğiniz gibi farkına varmam gerekiyor ve bu durumu yazdığınız gb yorumlamalıyım….çok şükür binlerce şükür…

Allahın sevgisinin yarattığı heyecan tarifsiz….içim kabarıyor kabarıyor taşıyor sadece ağlamaya yetiyor gücüm ancak o zaman kontrol altına alabiliyorum kendimi..yoksa ölürüm sanki taşıyamam…herşeyi ödül olarak veriyorbundan eminim…

.cevaplarınıza teşekkürler….

————————-

Gönül dünyanızdaki O Yüce’ye olan heyecanınıza imrenmemek mümkün değil…
Yabancısı olduğumuz duygular bunlar…

Eser de Rahmetten yeller
Bir gün belki gelirler
Bu gübreye de gelirler
Güllerle bülbüller

Asıl siz değer verip konuları açtığınız paylaştığınız için bendeniz teşekkür ederim.

.

e- mail müzakere 23.10.2011

eTeşekkür ederim sayın hocam….sizden öğrenmem gereken çok şey var kesinlikle….bende son 2 yıldır acayip değişimler oldu…aslında temelinde de mutlaka benzer bir kişilik yapım varmış demek ki…hiç yoktan başlayamazdı herhalde….ama şu an ki durumum yıllardır kendime sorduğum sorulara cevap bulmaya başlamış halim diyebilirim….çok şükür Allah’a…..

size soracağım çok soru var ama hangisinden başlasam diyorum mesela meleklerden yardım isteme modası var internette rastlamışsınızdır…meleklerele yaşamak diye bir facebook adresi var bakarsanız sevinirim…kitapları olan bir kadın beki ikela erikli adında biri…..acayip takipçisi var…kitapları ve melek kartları satışta acayip….bu insanların nasıl bu kadar kurtarıcı arayışı içinde oldukları hayrete düşürücü ve düşündürücü….

bir şey daha Hz. İSA ile ilgili….kıyamet alameti olarak deniliyor ya…aslında hep yaşadığı…ortaya çıkacağı…neyse bende bitmez benzer şeyler….
——————————————————
Sayın Hocam araştırmacı kişiliğiniz Kur’an’ın övdüğü bir durum, olayların incelenmesi Yaratıcımızın isteği…O’na bağlamak her şeyi… Her varlığın yapıcısı her olayın yöneticisi olduğunu bilmek anlamak bu yolda tefekkür ve araştırma, doğrudan başlı başına bir ibadet…

Kur’an’ın değer verdiği üç bilgi kanalı var: Vahiy, gözlem-deney ve kitap bilgisi… diğer bir yaklaşımla Kur’an-Evren-İnsan üç esaslı kaynak maddi manevi hayatımızda…

Bu esastan hareketle sözünü ettiğiniz konular dahil bütün bilgilerimizi düşüncelerimizi deneyimlerimizi çevremizde takip ettiğimiz olayları ve duyumlarımızı, ana yanılmaz ilahi tek kaynak olan Kur’an ile ölçmek test etmek süzgeçten geçirmek deyim yerindeyse ona doğrulatmak durumunda olmalı ki, ibahi beyana ters bir durumla karşılaşmayalım…

Sözünü ettiğiniz siteye baktım içeriğini gözden geçirdim… ve hemen sözünü ettiğim gibi🙂 Kur’an bilgisiyle test ettim şu sonuçlara ulaştım:

Kuran bilgisine göre melekler nurdan yaratılmıştır. Nur ışıkdan ötedir maddi değildir. Nur Allah’ın ismidir. Bir Hadisde Nur Allah’ın örtüsü benzetmesi yapılmıştır. Yerin göklerin nuru Allah der ayet. ve Nur-u Muhammed’den da söz edilir. Melek bu nur yönüyle bilinemezdir. Işık gibi laboratuvarda incelenemez bir varlıktır. Erkekliği dişiliği insan ve cin gibi nefis varlığı olmadığı için… Allah’a en yakın varlık tarzı olduğu için tamamen lekeden kirden her türlü negatif tutum ve davranıştan uzaktır. Allah Tek Bir varlık olarak en ileri derecede melekte tecelli etmiştir denebilir, en kutsal en mukaddes var edilen varlık melek; bu yüzden cisimleştirmeden şekillendirmeden somutlaştırmadan da uzak.

Dolayısıyla dişi değildir ki kız resmi şeklinde tasvir edilsin. Resmedildiği gibi kuş kanatları da yoktur. Onlarla doğrudan irtibat kurulamaz, birebir ilişkiden söz edilemez. Ne var ki, onlar bizden zaten uzakta değildirler ki iletişim için onca seanslara ihtiyaç duyulsun. Her insanın adeta beraberinden hiç ayrılmayan şerefli yazıcı melekler vardır hem de biz istemesek de zaten onlar hep bizle iletişim halinde. O kadar ki farenin çıkmasını kollayan kedi misali ağzımızdan çıkacak her kelimeyi avlamaya hazır durumlarını dile getirir Kur’an… Her namazda sağa sola selam verirken onları da zikrederiz kastederiz.

Allah için bir araya gelip dini ilmi konuları insanlara yararlı olacak projeleri etüd eden insanları kollayan adeta bir detektif gibi takip eden ve anında Allaha bunu rapor eden melekler vardır… Görüldüğü gibi melek zaten bizden uzak ırak yabancımız değil ki özel onları arama kampanyaları açalım. Öte yandan melek bilirsiniz soğan sarımsak sigara vb kötü kokuları sevmez ve yaklaşmak istemezler. Hadiste dendiği gibi köpek olan yerde bulunmak istemezler. Bir de oruçlunun ağız kokusunu koklamak için fırsat kollayan ve kovalayan meleklerden bahisler açılır… Burdan ne anlaşılıyor…

Bizim aslında melekle iletişim kurmak yardım talep etmek için özel çaba harcamamıza gerek yok. Onlar insanla iletişim kurmaya zaten teşne varlıklar. Yeter ki onlara karşı itici tavrımız inanç ve tutumumuz olmasın. İbadet yapan ilim arayan iyilik ve insana hizmet yolunu kovalayan insanın ayaklarının altına hani o mecazi anlamda kanatlarını sererler yol olurlar…

Kanatlardan söz edilir evet; Peygamberimiz Hira mağarasından dönüşünde meleği gördüm kanatları gökleri kaplamıştı der. Fakat bu cismani kanat değil Peygambere özel açılan ufukta onun gözünün gördüğü bir ihtişamı dillendirmektir. Nitekim Mirac’da Cenab-ı Hakkı kendi gözüyle keyfiyetsiz niteliksiz mekansız gördüğünden de söz edilir.

Öte yandan meleğin kız olarak tanımlanması yine Kur’an’da bir ayetin ifadesiyle Hristiyanların inancında resimlerinde heykellerinde geçmektedir. Rahibeler bu sebeple evlenmezlern katolikler olarak. Kendilerini Allah’ın kızları olarak nitelendirirler.

“Ahirete inanmayanlar, meleklere dişilerin adlarını takıyorlar.” (Necm Suresi, 53/27)

“Rabbiniz oğulları size ayırdı da, kendisi için kız olarak melekleri mi edindi?” (İsra Suresi, 17/40)

“Putperestlere de ki: Kızlar Rabbinin de erkekler onların mı? Yoksa biz melekleri onların gözü önünde kız olarak mı yarattık?” (Saffat Suresi, 37/149,150)

Görüldüğü gibi sözünü ettiğiniz site, tabi amaçları konuunda ön yargılı olamam, daha meleklerin görselliği konusunda Kur’an bilgisiyle uyuşmamaktadır.

MELEKLERDEN YARDIM İSTEME konusuna gelince; Daha baştan bu deyime dikkat çekmek gerekiyor. Fatiha süresinde çok okuduğumuz iki cümle var “Sadece sana ibadet eder ve senden yardım isteriz!”. Bir türbeye gidip bir faniden medet ummaktan farksız bir şey bu. İnsanlar tarih boyu bazı güçleri ve kişileri Allah’a ortak koşarak tanrı üretmişler. Müşrikler mesela putları Allah ile aramızda aracılar şefaatçiler diye yorumlamışlar. İnancımıza göre Kur’an da Peygamberimizde bir amaç ve hedef değil… Birer vesile… Amaca götürdükleri için evet amaç kadar nerdeyse önemli çünkü esas amaçtan dolayı önemli. Melek sadece yardıma vesile olabilir. Yardım sdece Allah’dan istenir. Tevhid inancımız bunu gerektirir.

Bu konunun doğru olan yanı vardır tamamen yanlış hatta ciddi tehlikeli tarafı vardır.

Doğru olan yönü Meleklerin insanlara yardım ettiğine dair Kur’an’da konular açılır fakat daha çok mesela Hendek savaşında zorda kalan inananlara yardım amaçlı etkilerinden söz edilir; o da doğrudan görünmek ve diyolog kurmak şeklinde değil mesela fırtına çıkarmak gibi eylemle anılırlar. İbrahim ve Lut Peygamberi meleklerin insan şeklinde ziyareti söz konusudur. Meleğin insan şeklinde görünüp Peygamberimize dinimizi öğretmek için sorular sorduğu rivayeti vardır ayrıca.

Bir husus da şudur: Melek olmak değil hedefimiz olamayız da… Melekle kol kola yaşamak da değil… Peygamberlere karşı çevresindeki insanların Sen bir melek olmalı değil miydin? itirazlarına karşı ayet, Peygamberin insan olduğunu israrla vurgular. İnsan insanlar arasında hatta kötülüklerin bulunduğu bu dünyada meleği imrendirecek tavırlar sergilemekle melek gibi olmuş adeta melekle arkadaş olmuş olacaktır zaten.Bütün uğraşları bırakıp ruhani bir ermişlik tadını yakalamak için melek kovalamak değil esas olan. Esas olan şeytanla mücadele ederek melekleşebilmek.

Yani anlamak mümkün değil. Allaha ibadet esasken melekle irtibat adına bu yapılıyorsa doğrudan şirk durumu ortaya çıkar. Zira melekler Allaha ibadet ve tessbihten asla uzak durmazlar ve asla isyan etmez Allahın dilemesiyle hareket ederler. Melekleri yaratanı hesaba almadan doğrudan meleklerle irtibat kurmanın sanki müstakil güçleri kudretleri varmış gibi yardım talep etmenin mantığı yok bir kere… Bu yer tanrısı gök tanrısı bereket tanrısı savaş tanrısı gibi soyut tanrılar üretme inancını da çağrıştırmıyor değil bu… Hatta garip bir şey geldi şu an aklımıza. Kötülüğün baş aktörü şeytan adına Satanizmi geliştirenlere alternatif “Engelizm” gibi bir Melekçilik sapık dini geliştirme yolu bile açılabilir buradan… Madde ötesi adına doğrudan Allah muhatabımız, madde içinde de doğrudan Peygamberimiz muhatabımız olmalı.

Bir diğer durum insanları özellikle kazalardan koruyan Hafaza Melekleri vardır koruyucu melekler. Örneklerini görürüz masum sabiler üst katlardan düşerler bazen ölmezler trafik kazasından sağ çıkarlar mucize gibi deriz.

Melekle birebir diyalog ve bilgi alışverişi sadece Peygambere vahiy iletme bilgi getirme şeklinde gerçekleşebilir. Peygamber olmayana göründüğü konusu Kur’anda da geçer ama bu tamamen farklı boyuttadır. Mesela Hz.Meryem’e görünür (ki ikinci sorunuzun ilgili olduğu bir durum) Burada Melek genç bir insan süretinde görünmüş kendisini bir çocukla müjdelemiştir. Meryem süresinin mealine bakarsanız başından itibaren bunu görebilirsiniz.

Bazı insanlar, ruhsal nitelikleriyle imtihana tabi tutulurlar inançlı insanlar iseler. İnançsız olanların da olağan üstü ruhsal durumları olabilir. Söz gelimi kehanette bulunabilirler ruhsal deneyimlerle insanları şaşkına çevirebilecek bilgiler verebilir hatta hani keramet gibi olaylar gösterebilirler ki buna mucize keramet denmez istidraç denir. Kendilerini mesih kurtarıcı mehdi Allahdan bir görevli sıradışı bir varlık gibi nitelendirebilirler, Peygamber ruhuyla görüştüklerini meleklerle iletişim içinde olduklarını dile getirebilir insanları etkileyebilirler. Nitekim Yogalar yılan çıyanlarla yatıp kalkabiliyorlar, aylarca bir şey yemeden yaşayabiliyorlar. Allahın takdir ettiği ruhun derinliklerindeki kimi güçleri ruh eğitim e egzersizleri ile harekete geçirip insan üstü bazı tutumlar sergileyebiliyorlar… Toplumda doğru bilgiye ulaşamamış arayış içinde olan çoğu insan da bu tür insanları kendileri için ruhi güçleri olan ruhsal bir huzur verici olarak görebiliyorlar.

Bu tarz kendilerinde madde ötesi metafizik güç olduğunu belirten adeta meleklerden bilgi aldığını savunan yani bir Peygamber olduğunu dolaylı olarak ifade eden insanların ya ciddi ekonomik menfaatleri ya bir milletin inancını bozma en azından saf haliyle dini inançlarımızın güçlenmemesini temin etme planları vardır ya da gerçekten olağan üstü şeyler görüyor deneyimler yaşıyorlarsa bunlar asla rahmani değil şeytani ve ecinnidir. Faust mefisto olayı gibi ruhunu kaptırmıştır şer ruhlara… Kur’an meleklerden laf çalmaya çalışan şeytan girişimlerinden göklere musallat oluşundan ve onların taşlanmasından bahseder.

Dinimizde, ruhsal açılımlarla madde ötesi kerametvari deneyimler yaşama ve olağanüstülük arayışı içinde olma hedeflenmemiştir. Söz gelimi Hinduizmdeki gibi bir tenasüh-reenkarnasyon ruh göçü macerası yoktur. Budizmdeki gibi dünyadan uzaklaşıp acılar çekerek ruhsal deneyimlerle ruhu yüceltme girişimi nirvanaya ulaşmak da yoktur. Ruh için ruhçuluk yoktur kısacası. Allah için inanma onu tanıma ibadet etme kötülüklerden uzak durup iyiliklerle insanlara hizmet etme vardır ve bunların getirisi ilahi ödül olarak verilen ruhsal tatmin huzur vardır.

Mucize bile Peygambere olur olmaz yerde verilmemiştir. üç beş sayılıdır ve Peygamberliği ispat veya hayati durumlarda yardım için verilmiştir. Musaya verilen Asa ile denizin yarılması Firavundan kurtulma gibi… Keramet de Evliya içindir ve bu değerli şahsiyetler bu olağan üstü durumlara sıcak bakmamışlar verilirse hamd tmiş gizlemişler ifşa etmemişler hatta üzülmüşler ahirete ait meyvaları dünyada mı tüketiyoruz diye Allaha sığınmışlar. İstenmez verilirse hamdedilir gizlenir demişler. Tasavvufun tarihi doğal tabii ve dinin ruhuna uygun dönemlerinde hiç bir Hak dostu meleklerle bir iletişimden söz etmemiştir, ve o sitede olduğu gibi meleklerle yaşama kitabı siparişi de almamışlardır.Kuran Allahın Hz.Musa ile kelam edişini anlatır veya Allah elçi melek göndererek konuşur Peygamberle ve perde arkasından konuşur çoğu zaman ilham buyurur kalbe. Kuran arıya vahy etti der, hayvanata ilhamı telkini sevki olur Cenab-ı Hakkın.

AYET: “Allah bir insanla ancak vahiy sûretiyle veya perde arkasından konuşur. Yahut bir elçi gönderir; izniyle dilediğini vahyeder.” Şûrâ Sûresi, 42/51

Aynı şekilde meleğin de derecesine göre insana ilhamı vardır. Fakat aynı zamanda şeytanın da nefis işbirliği yaparak vesvese vermesi hayale istek mesajları göndermesi teşvik etmesi vardır. Kuran Hadisler İslam bilginlerinin sözleri yazıları kitapları yukarıdan beri sözünü ettiğimiz ve edemediğimiz konularda bizi aydınlatırlar. Dengeli inanmaşı düşünmeyi melek konusunda isabetli davranmayı öğretirler.

Sonuç olarak Kuranın ruhuna uymayan hiç bir arayış arızalardan salim olamaz. Rehber Kur’an Peygamberimiz ve bu ikisini çok iyi anlayıp anlatan aydın bilginler ve eserleri olmalı. Risale-i Nur insanın ruh ve kalp dünyasını aydınlatan akıl mantık ve zihin dünyasına muvazene getiren en sağlıklı Kur’an eseridir çağımızda başvurulmasını tavsiye ederiz. Ve tabi teoriden çok pratik önemlidir. Ruhi ve vicdani bu tür konular, ibadetlerle Allaha yakınlaşmak kalp ve ruhun aydınlık ikliminde seyahat etmekle zarardan uzak ve en faydalı şekilde özümsenebilir.

Son olarak Hz.İsa evet yahudiler çarmıha gerdiklerini çivilediklerini düşünmüşler bugün hristiylanlar kendisini bizim günahlarımız için feda etti çarmıha gerilmesine izin verdi kendisini derler.
Oysa Kur’an Hz.İsa’nın öldürülmediğini, İsa’ya ihanet eden çevresindeki birinin İsa’ya bençzetilerek onun öldürüldüğünü ve Hz.İsa’nın canlı olarak Semaya çekildiğini ifade eder.

Ve: “Biz, Allah’ın Resulü Meryem oğlu Mesih İsa’yı gerçekten öldürdük” demeleri nedeniyle de (onlara böyle bir ceza verdik.) Oysa onu öldürmediler ve onu asmadılar. Ama onlara (onun) benzeri gösterildi. Gerçekten onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, kesin bir şüphe içindedirler. Onların bir zanna uymaktan başka buna ilişkin hiçbir bilgileri yoktur. Onu kesin olarak öldürmediler. Hayır; Allah onu Kendine yükseltti. Allah üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. (Nisa Suresi, 157-158)

İsanın yeryüzüne ineceği konusunda Bazı yorumcumarın işaret ettiğini belirttiği ayetler vardır Hadisi şerifler de vardır Peygamberimizin dinine davet edeceği şeklinde inanışlar vardır bunları buraya yazmak uzatacatır bu yüzden bildiğim ve düşündüğüm kadarını özetle belirteyim.

Hz.İsanın nasıl ve ne zaman ineceği tanınıp tanınmyacağı neler yapacağı şimdiden bilinebilecek durumlar değildir. Önemlisi spekülasyona çok açık konulardır bunlar. Her inanç sahibi hatta müslümanlar içinde farklı mezhep tasavvuf anlmayış sahibi kendileri açıısından yorumlar getirmektedir. Hadisler de yoruma muhtaçtır.

Bildiklerimden inandıığım şudur: Hristiyanlık mantalite olarak Müslümanlık özüne daha açıktır şu İsa geldi deyemese de ileride insanlar, Hrıstiyanlığın saflaşıp Ademden bugüne Peygamberlerle süre gelen Tevhid temel inancında buluşması söz konusu olabilecektir. O zaman insanlar bak İsa geldi diyebilirler🙂

En iyi yorum da zamandır. En önemlisi de şudur:

Peygamberimize sordular yahudiler: Kıyamet ne zaman dediler.

Öyle güzel cevap verdi ki Peygamberimiz: Kıyamet için ne hazırladın?

Bulunduğumuz zaman diliminde sahip olduğumuz maddi manevi varlığımızdan yapıp yapmadıklarımızdan ve insanlıktan sorumluyuz vazifemizi yapmalı ölüme iyi hazırlanmalı ulaşamayacağımız yıllara olaylara mesaimizi boşa harcamamalı…

Siz çok yazdım dediniz… Ya benimkine ne demeli🙂 ilginize teşekkür ederim öğretmenim!…

.
BİR ÜNİVERSİTELİ  OSHO MEDİTASYON 12.10.2008

—s.a hocam Kryon nedir

a.s. bilmiyorum

—bazı insanlar var meleklerle temas kurduklarını söylüyorlar örneğin Mikail a.s ile ve Kryon da Mikail a.s ın grubundan bir melekmiş öğrendiğim kadarıyla

bu imkansız tabi ki… melekle irtibat meleğin yardımı şeklinde olabilir her insanı koruyan melekler vardır birebir görüşme olanaksız bu bir cin oyunu olabilir veya ruhsal bir deneyim

—heh ruhsal deneyim bu konuya yeniyim açıkçası ama garip gelen bazı şeyler oldu

yani çarpıkça bozuk sapmış dalalete düşmüş bir ruhun hezeyanı demek istedim

—evet o da aklıma geliyo ama şu var bu Mikail ile temas kurdugunu söyleyen kişi kanalk oldugunu söylüyo kanal ve mikailden bildiriler sunuyo ama bu bildirilerde kendi şahsına cıkar saglıcak bi şey yok sadece kişinin tanrısal sevgi gücü ile nası kendini aşabileceğine dair bilgiler
o garip geldi ama şu da var sadece 1 tane meditasyon örneğini denedim o kişinin Mikail a.s dan ilham yoluyla aldıgını iddia ettiği o meditasyonun adı da sonsuzluk meditasyonu ve hayatımda denediğim en acaip meditasyon deneyimiydi

her ruh sonsuzdan geldiğinden sonsuzu arzular arar, kuran Peygamber bu konularda doğruya götürür sağlıklı yoldur, bu yolu elde edemeyenler bu tür kaoslara düşebiliyor dikkatli olmalı

http://inancingolgesinde.net/
doğru bilgileri hep bu çalışmalarda gördüm edindim

—muhakkak hocam ben şunu söyliyim eskisine gore cok daha rahatım Aliye İzzetbegoviç ne güzel söylemiş “Allah var,Problem yok” fakat bu konuları araştırıcam çünkü örneğin Kryon dan gelen mesajlarla internet üzerinde biçok kişi kendini yenilemiş

tavsiye etmem inancıngölgesi yeterli bence

—haklısınız

zaman israfı olur ve hasta ruhları olumsuz etkileyebilir bu tür çalışmalar. Önemlisi şudur: Asıl saf berrak pınar varken insan eli karışmış bulanık sulardan içmek istemezsiniz herhalde. Vahy ve Hadisler bizim saf kaynaklarımızdır, beşeri akıllaırdan çıkanlar insanı saptırabilir, çevremizde yüzlerce sapık düşünce örnekleri görebiliyoruz.

—hocam çok haklısınız fakat şu var örneğin benim okudugum bildiride Allah ın yaşama gücünün insanlara bedenin hangi kısmından girdiğini bedene nasıl dagıldıgını sölüyordu o meditasyonu yaptıgımda anormal bi duygu hissettim yani sanki eksik şeyler doluyormuş gibi çok garip geldi

dediğim gibi ruh çok zengindir genç kızlar arasında sohbet etse neler hisseder neler… ya da bir bahar sabahı kuşlar çiçekler arasında dolaşsa… mükellef bir sofra başında bulunsa vs… sonsuzluk onun harcı olduğundan her duyguya açıktır… şeytan öyle zengin duygulara sahiptir ki.. bu tür kimseleri hep yemler… Bin bir çeşit yemle yemler. Bedensel zevlerin yanında düşünsel olarak ideolojilerle çarpık akımlarla felsefelerle… Bir de yeşil hapları vardır onun. Hani yeşil cennet diyelim. Cennetten gibi gösterir sağdan gelir Rahman rengi vurmaya çalışır; Allah dedirtir beden dedirtir Allahı o bedenin içine sokuverir…

—dogru bi de hocam bi sıralama bilgisine ihtiyacım var kıyamete dair sıralama bilgisişimdi binaların cıkması falan büyük alametlerin sırası

büyük alametler hadislerde bahsedilir, bazı ayetlerden işaret çıkaran olmuş… sıralamayı bilmiyorum doğrusu rastgele söylemişizdir hep ama dikkatli olmalı bu gibi ifadeler birebir aynen olacak şeklinde algılamak yanılgıya düşürebilir… çoğu remizdir semboldür ve her asrın yorumuyla farklı şekiller alabilir… mesela dabbetülarz gibi şu adres detay veriyor sanırım
http://www.kiyametalametleri.com/

—hocam 2012 ye dair örneğin mayaların takviminde daha başka tarih olmaması falan
hiç bu konu ilginizi cekmiş miydi

maalesef 30 yıldır inancın gölgesi kitabıyla ilgilendim hep

—ne güzel çok sevmek ve o uğurda çalışmak

yani imanlı olan cennete girer bu açıdan hep sağlam inanç kazandırma yolunda okudum yazdım sadece… bu temelden sonra belli bilginler bahsettiğiniz konularda da bilgi sahibi olmalı tabi cevap verip yanlışlıkları konusunda uyarmak için… uzmanlık alanları tabi

—hocam çok doğru söylüyosunuz şimdi örneğin Kryon un ben melek oldugunu bilmiyordum ama forumda Kryon un mesajlarından gelen yardımı bi dua tipini gerçekleştiren herkes rüyalarında melekleri gördüklerini ve o dua nın amacı olan temizlenmeyi yaşadıklarını söylüyorlar o yuzden garip buldum o konuyu

yani yanlış anlamazsın bilirim islam kültüründe melek mahiyeti görevleri misyonu kuran hadis ışığında bilindikten sonra bu tür bütün bilgiler çöpe gider

—peki hocam halkın bi şeye daha ihtiyacı var melekleri ve temas kuranları bi kenara bırakalım
sahaja yoga dan söz etmiş miydik hiç eğer çevrenizde bu konuyla ilgilenebilecek gözlemleyebilecek başka bir alim,araştırmacı varsa ondan da talep edebiliriz

tekrar edeyim meleklerle temas söz konusu olamaz, sadece Nebilerle temas kurar onlar, her insanla ilgisi olanlar da yazanlar koruyan melekler olabilir, ilham verenler de… Ama vahiy getirir gibi melekten bilgi alma durumu doğrudan Nebilik ididası gibi bir şeydir, bunları söyleyenler ya şeytan ve habis cin ve ruhların etkisinde kalan oyuncak piyon kimselerdir ya da ruhsal bozukluk yaşayıp hayal dünyasında kalanlardır… ikisi de bizden uzaktır. Dinimizi ruhçuluk gibi göstermek batıl bir yoldur

—anladım hocam

yukarda dediğim gibi bahsettiğiniz tür konulara hiç girmedim tanıdığım yok doğrusu… çevrem inancın gölgesi çevresidir

—anlıyorum

kısaca bilgi isterseniz sahaja yoga —> yoga ile jimnastikle alakası olmayan bi meditasyon ve inanç kültürü kurucusu shri mataji ve onun İsa Mesih oldugunu iddia ediyorlar dünya çapında kabul eden müslümanlar da var kutsal kitaplara dayanarak mucizelerin gerçekleştiğini söylüyorlar bazı mucize resimler falan var

böyleleri çok islam ülkesinde çıkmış tamamen cin şeytan tesirinde bozuk kişiliklerdir böyle bakabilirsin olaya…

—doğru ben şimdi şunu merak ediyorum alametler gerçekleşiyo tüm dünyanın müslüman olması vardı

bir de şunu belirtmeliyim… islam kültürünü karıştırmak müslümanların inanç irade birliği yapmalarını etkilemek bölük pörçük pek çok alternatifli inanç ve ideoloji sahibi olmalarını sağlamak için bu tür çarpık inanç akımları özellikle üretilir ve müslüman ülkelere cahil halk kesimlerine pompalanır şimdilerde sıkça servis edilir deyimi kullanılıyor. Hatta Mevlanayı bile bizden alıp kendilerince allayıp pullayıp sizin mevlananız bu diye empoze edebiliyorlar
Bu arada tüm dünya müslüman olmaz tüm dünya kafir olabilir zaten bu kıyametin kopma sebebi olur ama kıyametten önce müslümanların dünyada güzellik yayacağı da belirtilir son bir kez, İkincilerle ikinci kez sahabe gibi olanlarla yaşayanlarla… Peygamberimizin devrinden sonra ikinci bir evrensel barış güzellik devri yaşanacak deniyor evet

—hocam ben bu konuları araştırıyorum özel bi ilgim yoktu ama malumunuz daha önce söylediğim gibi taşlarla tanıştıktan sonra rüyamda bi ameliyat gecirdiğimi söyledim ve enerji konularına bu şekilde girdim araştırmalara örneğin reiki var ki ben reiki ile 4 seans tedavi gördüm anormal bi şey o da Haşa Allah ın gücü muhakkak herşeye yeter ve şükürler olsun o bize boyle bi tedavi biçimini de lutfetmiştir bedenime akan enerjiyi yogun hissediyodum ki 2 kere hüngür hüngür ağladım o enerji akımı sırasında 1. si anne ve babama beni niye hiç sevmediniz sevgiyi öğretmediniz diyeydi 2.si de Allah aşkına idi çünkü nerdeyse bedenimdeki kilitlenmelerin hiç çözülmiyceğini sanıyodum Ama Allah tan umut kesilir mi? çok güzel deneyimlerdi ve işte kader
beni enerji konularında araştırmaya yöneltmiş oldu bir kere aklıma takıldıkca size bu tip şeyleri sorucam

anlıyorum… her tanıştığım gence şunu mutlaka tavsiye ediyorum… Ne yaşarsanız yaşayın hangi konularda araştırma yaparsanız yapın ama kesinlikle tek başınıza yol almayın ruhsal olaylarla tek başımıza göremeyebiliriz, maddi bilgiler için bile başkalarından yardım alıyoruz bilenle hareket ediyoruz… Bu açıdan mutlaka temiz güzel ahlaklı bilgili ve insanlığa hizmete kendini adamış gençlerle birlikte olmaya bakın hani okullarla ilgilenen cemaat ve gençler vardır haftalık sohbetler vardır…

—evet bunları hep tavsiye ediyorum… sürüden ayrı hareket edeni kurt kapar misali yanlış kişiler ve görüşler inanç felsefeleri bizi yaprak gibi tek başına kalınca sürükleyebilir… bunu tavsiye ederim tekrar arkadaş çevresi… Şeytan kadar bir aç kurt yoktur varlık aleminde.. Tek kalan gençleri avlar durur Allah korusun..

—çok haklısınız… düşünce gücünün kullanılmasına yönelik girişimdeyim Allah ın izniyle
“Kardeşim sen düşünceden ibaretsin;geriye kalan et ve kemiksin
Gül düşünüüür gülistan olursun. Diken düşünür dikenlik olursun” Mevlana
neredeyse Mevlana kadar yüksek bi hindistanlı filozofla tanıştım,okudum adı Osho hatta msn resmimdeki sima Osho nun Osho da çözmüş evreni,hayatı,kısacası Allah ı

tabi ben senin gibi davranamam benim güzelim şu (msn’e fgülen resmi konmuştur) çağımızın gerçek inanç ve hizmet hareketinin fakir bir önderi fethullah gülen

http://fgulen.wordpress.com/

—evet ben fethullah hocayı hiç araştırmadım ama onun ne kadar yüksek biri oldugunu biliyorum
Allah ı ihsan eden çok yüce biri oldugunu biliyorum çünkü ağlıyor o çooook yüce bi duygu
Allah ın büyüklüğünü görüp ihsan edip aklına geldiğinde ağlamak ama dediğim gibi belki de duyguların en yücesi o
sitenizi kaydettim bakalım Allah büyük sembollerini öğrenme yolunda bi nebze tatmin olduktan sonra kuşkusuz sıra sizin araştırmalarını yaptıgınız konuya gelicektir

Allah hakkınızda rızasına uygun gönlünüzü hoşnud edecek şeyler versin inşallah

—Amin hocam Allah razı olsun

ERKEK KADIN TOKALAŞMA 10.10.2008

—bi sorum vardıda ben ne sorcam biliyosnz hani hazır bayram atlattık ya malum tokalaşma fasılları bende tokalaşmıyorum ama kimileri bunun neye göre böle oldunu soruyo kuranda varmı diye falan hurafe mi değilmi diye bende kuranda musahafa ya baktım tokalaşmaya baktım göremedim malesef tam anlamaıyla okyamadığımdandır çünkü caiz olmadığını biliyorm ama bunu nasıl ispatlıcamı bilmiyorm işte

anladım bir kaç cümle yazmalıyım önce her şey kuranda olmaz ve kuranda var mı demek dini tam bilmemektir çünkü Allah Peygamberimiz yetki vermiştir kuranda olmayan şeyleri din adına getirebilir e zaten Peygamber din getiren değil midir modern bazı görüş sahipleri sadece kuran diyor günümüzde hadislere uydurma yalan gözüyle bakanlar da çıkabiliyor
bu dediğiniz hadislerde geçer Peygamberimiz hiç bir kadının eline dokunmamıştır eşlerinden başka ve erkeklerden tokalaşarnak biat alırken kadınlara karşıdan el kaldırarak selam vererek almıştır bunu bunun için yapıyorum diyebilirsiniz

—evet onun hiç toakalaşmadığını biliyorm ama bazı insanlar şüpheli oluyo ve inanmıyo bazı şeylere yani illa gözümü görcek ne öle durumalr işte varböle insanlar günümüzde mesela tesettür kuranda var nur suresi 24 de hani onu direk söleyebiliyorm inanan inanır inanmayanda zaten inanmaz gösterdiğim halde ama bu durumda dediğnz gibi bazı hadislere yalan gözüyle bakanlar oluyo

evet yapacak fazla bir şey olmuyor çok konuda… imtihan dünyasındayız bir hadiste helaller belli haramlar belli der ve arasında şüpheli şeyler var buyurur kim bunlardan kaçınırsa takvaya erer
en azından böyle bile bakılabilir olaya dinimiz bu konuyu günahlara götürücü yollardan kaçınma adına emretmiştir bir hikmeti budur denebilir adeta iki tarafın sigortalanması ve şu müthiş cümle
karşıt cinsin eline bile dokunmayan başka yerlerine dokunabilir mi

—evet çok doğru ama her insan anlayamıyo işte ben dokunuyormda noluyo eline diyo bişeymi hissediyorm falan saçma sapan cümleler biliyorm ama anlatamıyorm yaşıyorm ama aktaramıyorm bazı şeyleri işte onlardan biride bu

anlatmanıza gerek yok aslında yapmanız en büyük anlatmaktır önemli olan sizin diğer bütün davranışlarınızda sözlerinizde güzellikler sergilemenizdir sizi temsil ettiğiniz dini güzelliklerle doğruluğunuzla yardımseverliğinizle severlerse peygamberimizi de sevme yoluna girmiş olabileceklerdir, hoşlanmadıkları ters buldukları şeyleri de zamanla seveceklerdir kendinizi yormanıza onlara takılmanıza gerek kalmıyor siz bildiğiniz güzelliklere devam ediniz ve kınayanların kınamasına da aldırmayınız ayetin dediği gbii… Peygamberlere neler demişler bilirsiniz… hep sabrederler ve kendilerine yapılanları affederler ve de onların hidayetleri için dua ederler

—kimsenin kınadığı yokta işte şuan çok garibim ya sizi bi abim oalrak anlatabilrmym bişeyi
belki saçma gelir belki basit gelir bilemem ama anlıcanızı düşünüyorm bişey anlatıcam ilginizden doalyı ben normalde kapalıyım ve kapalı olduum için kendimi bazı ortamlara sokmak istemiyorm nefsim istiyo ama bişey engelliyo anlamyırom mesela benimilkokul arkadaşlarım buluştular kızlı erkekli hepsini hala çok seviyrom hatta nefsimmi isteyen oraya gitmeyi bilmiyromda içimde bişey gitmeyi istiyo ama engelliyorm yani şuan ve bazen kendimle savaşıyorm

bilirsiniz davranışlar niyetlerimizle sevaba ya da günaha dönüşür… gidebilirsiniz bence… durumunuzu tam bilemiyorum tabi… hatta mutlaka gitmelisiniz bile denebilir bazı durumlarda… Hakkı anlatmak ve önemlisi temsil ederek yaşayarak anlatmak esas Peygamber mesleği ve en önemli müslümanlık görevimizdir… İrşad düşüncesiyle gider kendinizi muhafaza ederek gider ve sevaplar alır dönersiniz

—kendimle savaşırken bide bazı insanların bazı şeyleri sorgulaması zorladı beni şuan

zorlanmanız çok güzel bir durum dini yaşantısından dolayı insanın zorlanması onun değerini arttırır Nebiler gibi

—işte bazı insanlar kapandığımı duyunca zaten önyargılı bide dini konualr anlatınca işte ozaman önyargılar artıyo yani ben oraya gidersem dini konuaşağımı zannetmiyorm

durumu siz dapa iyi biliyorsunuz kuşkusuz değerlendirebiliyorsunuz… Kendi güzel yaşamınızdan vazgeçemezsiniz kuşkusuz… Ayrıca dini durumunuzla alay edilecek hafife alınacak durumu olacaksa gidilmemesi normal olabilir tabi ki

—alay edilme değilde işte az buz tanıyorm ortamdakileri ve dedimya içimle savaşıyorm şuan öle fırsatlarım oluyoki arkadaşlarımla buluşmamla ilgili insan gençkken nefsiyle savaşması böle bişi galiba

evet en çetin dönemler ama en çok ödülü olan dönemler sabır ediniz… Bu arada toplu halde görüşme durumu olumlu sonuç vermez doğal olarak birbirinden etkilenir insanlar… Bence o toplantıda görüşebileceğiniz arkadaşlar içinde en olumlu size yakın daha anlayışlı inanca saygılı yakın olanları tek tek ele alarak arkadaşlıklar geliştirirseniz daha olumlu etkisi olabilir… Bir de tabi ki tek kalmamalı kendiniz gibi olan abla arkadaş çevresi sohbetler faaliyetler takip etmelisiniz….

—zaten öle ortamlardan ne zaman uzak kalsam bu savaşı veriyorm şuan bayram tatilindeyim ve böle şeylerle yüzyüze geliyorm……iyi ve doğru tesbit..

bilinçlisiniz gelecekte yapabileceğiniz çok güzel işler olacaktır bu gibi durumlar sizin deneyimlerinizi arttırır bakış açınızı genişletir dayanıklılık verir inş

—inşallah işte sadece bilinçlilik yetmiyo

evet bilinçli toplulukla olmalısınız

—evet bu zamanda mutlaka öyle hemde benim gibi nefsiyle savaşan biri inşallah yenilmem

inşallah en çetin savaş nefisle savaş.. Efendimiz harpten gelirken küçük savaştan büyük savaşa geliyoruz buyurur. Bundan büyük savaş nedir ki ya Rasulallah? diye sorulunca: Nefisle savaştır buyurur….

—evet onu duymştm gerçekten çetin bi savaş şimdi tokalaşmak harammıdır ben araştırırken öyle bişeye rastladım haram olması için kuranda belirtilmesi gerekiyodu diye biliyorm

Kuranda belirtilmediği halde haram olan şeyleri hatırlatabilirsiniz…Mesela kuranda domuz eti ölmüş hayvan eti kan alkol gibi şeylerin haramlığı açıkça belirtildiği halde parçalayıcı hayvanların haramlığı geçmez bunları Peygamberimizin sözleriyle haram kabul ediyoruz

—anladım peygambermzn hadisi varmı tokalaşmayla ilgili

birini anlattım biat alırken peygamberimiz erkeklerin ellerini sıkarak biat alıyor yani söz almak demektir biat Allah Rasulüne yardım edeceklerine dair söz v eriyorlardı Kadın Sahabeler ise gelip ellirini sıkmadılar Peygamberimizin uzaktan Allah Rasulü el kaldırdı onlar da kaldırdı selamlaşma gibi
ikincisi de yabancı bir kadının elini tutmanın başına şiş sokulmak gibi olduğu benzetmesi yapılır bir hadiste

bakınız

http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=show_qna&id=2175

ama bunu söylemek yanlış tepki verebilir bazılarına bence demokrasi inanca saygı yaşam tarzını tercih gibi genel evrensel insani yaklaşımlarla anlatılması etkili olabilir kimilerine.. Öte yandan protokolda bulunan ya da resmi görevleri sebebiyle belli noktada bulunan dini hassasiyeti olan kimselerin zorunlu olarak tokalaşmaları da söz konusudur. Mesela böyle bir kendini şöyle savunabilir: Büyük güzelliklerin yaşanamsı adına böyle bir mahzurlu duruma geçici olarak girmek durumda kalıyorum niyatim halistir… Ne diyebiliriz ki bu ve benzeri durumlarda… B:aşörtüsünü açmayıp üniversiteye gitmeme başkalarınının oraları doldurmasına göz yumma durumu gibi bir durumla mı karşı karşıyayız okuyucunun izanına bırakmalı…

—evet kapandıktan sonra hayat tarzım güzelleşti ama nefsimle daha baş başayım önceden böle şeyler aklabile gelmezdi ne bilyim

müstesna bir durmunuuz var…lütfen bu halinizi asla kaybetmeyiniz… Bir o kadar da hassas.. Şeytan kendi peşinden tıpış tıpış gelenlerle niye uğraşsın ki… O inançlı imana dini hayatı yaşamaya uygun olan ve yönelen insanları vazgeçirmek için özel taktikler uygular, bu dönemi aşarsanız inşallah Rabbim yolunuçu kolay eyler

—amin inşallah sadece olması gereken bu diye düşünüyorm ama günümzde nadir olduğu için bazılarına çok harika bazılarına çok yobaz gelebiliyo

Allah çokluğa kemmiyete değil kıymete keyfiyete bakar bilirsiniz nicek nitelik meselesi… Dünyada şu kadar insan var kaç kişi namaz kılıyor ve kılanlar içinde kaç kişi hakkıyla kılıyor… Elimizden geldiğince En güzel Rabbimize en güzel olan kulluğu takdim etmeye çalışmak görevimiz… Öyle Peygamber gelmiş ki arkasında iki veya üç ümmeti olmuş… Ama görev bu tek kişi kalsak da

—işte bu cümleler beni rahatlatıyo biliymsnz ama her zamanda siz ve siz gibilerle karşılaşcam diye bişide yok

est… biz kim? çamurlu ufunetli kara kuru toprak… size gül takdim eden Rabbimizin Rahmeti… Ne güzellik taşıyanlar vardır Rabbimiz kalbinize bakar ihtiyacınız olanı hızır gibi derler ya karşınıza çıkarıverir siz öyle kaldığınız değişmediğiniz sürece Rabbimiz vefalıdır sizi hep muhafaza buyurur kalbinize huzur veren BASIT ismiyle daraldığınızda imdadınıza hep koşar

—bana dua edin olurmu insan bazı kalıplaşmş isimlere dua ettikçe yerleşir

inşallah Allah her konuda yardımcınız olsun güç versin gönlünüzdekilerle rızasını denk düşürsün

CENNETTE CİNSEL DURUM- İRADE ZAAFİYETİ – OLUMSUZ TELKİN 01.08.2008

— bir şey sorabilirmym?

buyrunuz

—islami cevaplar .org da okudum şimdi
Konu: 1)Kuranda cennetteki huriler hakkinda yazilmis.bir kac sorum buna ait
a)cennette cinsel iliski var midir?
b)cehenneme giden erkeklerin
cennetlik karilari-esleri cennetteki mumin erkeklerle evlenecegini okudum, her mumin erkeye 72 kadin ve ya huri dusuyormus. efendim sizce bu caiz midir ve ya dogru bi sey mi?
CEVAP:
a)Vardır
b) Bu bazı hadis rivayetlerinde mevcuttur. Elbette doğrudur. fakat oranın şartlarının dünya şartlarından çok çok farklı olacağı da ortadadır. Bu sebeple dünya mantığını aşabilmek gerekir

—ben bir büyüğüm cennet kadınlar için de gılmanlar var demişti sitede yazanlar mı doğru?

Birinci olarak önce şunu demeliyim ne bir siteden okuduğunuzla ne bendenizden aldığınızla asla son yargıya varılmaz… her konuda araştırmak önemli siz iyi araştırıyorsunuz
ikinci olarak
dünyada asıl vazifemiz bellidir … ibadet kulluk iyilikler yapmak iyi insan olmak hizmetler etmek…
Gayb olarak bildirilen konular hakkında ayet ve hadisler detay vermez
ve detayı öğrenmekle mesul de değiliz bu tavsiye de edilmez
Efendimiz gözlerin görmediği kulakların işitmediği ve akla hayale gelmeyen sözüyle çerçeveyi çiziverir
üçüncü olarak
burası hizmet yeridir orası ücret yeridir
kulluğun sebebi Allahın emridir
ücret pazarlığı yapma durumuna düşmemeli duygularımızı düşüncelerimizi asli vazifelerimizden uzaklaştırıp çok detayın verilmediği konularla sürekli uğraşmamak uygun olur
dördüncü olarak da
evet haklısınız malum Madem O var her şey var, O’nun rızası olduktan sonra bize nimetleri var
Yunus Emre gibi düşünmeli cennet cennet dedikleri birkaç köşkle bir kaç huri veya gılman isteyene ver sen onu bana seni gerek seni

—ben malesef nefsime çok düşkünüm galiba çok sağolun çok yardımcı oldunuz hem soruma cevap aldım hemde değerli öğütler

Est siz ilim peşindesiniz ve de araştırıyorsunuz merak ilmin hocası malum ama hak verirsiniz ki evleviyetle hem dünyamıza hem ahretimize hem de diğer insanlara iman kurtarma ahlak öğretme adına önem derecesi yüksek olan konulara eğilmek öncelikli olmalı

—teşekkür ederm ben maalesef bu güne kadarki hayatımın çoğunu gafletle geçirdim son bir yıldır dine yöneldim o yüzden çok öğrenme aşkı var galiba içimde yılların boş geçmesinin verdiği pişmanlık

iki güzel şey var erken yaşta yönelmişsiniz ve istekle peşindesiniz bir taraftan üniversite diğer taraftan kalbi akli aydınlanma üzeresiniz, bir tavsiyem de şu olsun o halde bunları perçinleyen
mutlaka haftalık hanfendiler sohbetlerine gitmeli sorular sormalı dinlemeli ve öğrendiklerinizi arkadaşlarınıza münasip şekilde iletmeye bakmalısınız. Bu yaklaşım zaten size nelerin öncelikle çok daha iyi öğrenmeniz gerektiği konusunda gerçekçi ip uçlarını en kısa zamanda verecektir

—evet okul zamanı gidiyorum

mmm buna nasıl sevindim Allah hep o yolda eylesin sizi

—saolun… yani demin sorduum soru da mazur görün lütfen bazı günahlardan uzak durabilmek için kendime “bak şimdi bunu boş ver cennette daha iyilerini almaya çalış” diyebilmek içindi
ama sizin de dediğinz gibi asıl önemli olan Allahın rızasını kazanmak

anlıyorum ve çok insanın uygulayamadığı bir düşünce tarzı olarak görünüyor doğrusu tebrik etmeli… kuranın cenneti cehennemi anlatmasının esprilerinden bir tanesi de bu olabilir evet… nasılsa Rabbim daha güzellerini verecek buradakiler gölgelerin gölgesi diyerek… ya da güneşe dayanamıyoruz kibrit alevine dayanamıyoruz cehnneme nasıl dayanırız diye düşünmek bir nefis antivirüsü gibi olabilir ve kuranın dediği gibi akla hayale bilinçaltına atılan günah çağrıştıran oklara karşı Allaha sığınma demektir bu…
öte yandan orada erkek kadın evli de olsa birbirlerine bağımlılık ve sorumlulukları olmayacağından
erkeğe verilen nimetlerin kadınlara verileceği de düşünülebilir tabi…
Ama burada bir ince nokta üzerinde durulabilir. Yukarıda iktibas yazınızda geçen güzel bir cümle vardı: “DÜNYA MANTIĞINI AŞMAK”

Şöyle de ilave edebilir miyiz? Biz duygularımızı arzularımızı isteklerimizi nefis yapımıza ve dünyadaki şartlara göre düşünüyor arzuluyoruz. Mesela güzel yemekleri arzuluyoruz ama bir yönüyle yemeden yaşanmaz bu bir ihtiyaçtır yoksa ölürüz. Ama öbür alemde böyle bir şey söz konusu değil ki yani açlıktan ölmek yok. Bu durumda orda yemek hayati zaruri bir ihtiyaç değil demek ki!.. Cinsellik konusu burada yemek gibi hayati bir ihtiyaç olarak görülmese de neslin çoğalması adına peşin bir avans gibi bir vazife amaçlı verilmiş bu yönüyle ihtiyaç olmasa da hayat için bir gereklilik durumunda. Öbür alemde ise evlilik ve çoğalmak olmayacağı için, cinsellik de yemenin ihtiyaç listesinden çıkması gibi hayati durumunu yitirmiş olacaktır. Yani orada yemek de var bu durum da… Ama bir ödül bir nimet ayetin dediği gibi dünyadaki mahrumiyetlere karşı bir iltifat ve ikram olarak var.
Öte yandan insan yeme içme ve arzularla ilgili konuları, onsuz olmaz durumuna burada kendisi bir yönüyle getiriyor ve bu kıyası orası içinde yapıyor. Bu yüzden çoklarına garip gelebiliyor. Özellikle bayanlarla ilgili verilenler konusu…

—bi de ben kendimde şöylşe bişey farkettim sanki ben bir günahtan uzak durmak için çaba sarfettimi ilk başlarda zorlanıyorm ama sonradan o zorluk da kalkıyo gibi geldi bana siz ne dersinz?

evet ayet ve hadisler böyle der… insan hafif meyliyle asansör düğmesine dokunur iradesini hayırdan yana kullanır o asansörü yukarılara o güç çıkarıverir… diline bazen bir güzel cümle dolanır ayet hadis gibi bazen Allah karşısına bir dostunu çıkarıverir ve KABID sıkan daraltan gönle sıkıntı veren Allah isminin ardından, güneşin açması gibi BASIT huzur veren gönlü genişleten sıkıntıyı dağıtan içe inşirah coşku veren ismi tecelli eder… bu ruhun Allaha bağlılığının ifadesi temiz fıtratın aslına dönmesidir,,, . Günah konusunda da benzer zincirleme fasit daire denilen birbirini takip eden günahlar silsilesi oluşabilir, ilk başta sağlam dursa insan vesileler arasa bu kabarmaları kolay atlatabilir,.nefis bulanıklığını aşabilir az dişini sıkan dediğiniz gibi hisseder bunu ve döner Rabbisine hamdeder.

—iradeyi iyi kullanmak çok önemli ama bn bnu malesef yapamıorm mesela zamanımı çok israf ediyorm
tatildeym şu anda tüm günlerim boş geçiyo her akşam karar veriorm yarın çok verimli olmalıyım çok kitap okumalyıım diye ama ertesi gün yine aynı…

İlgilendiğinizi görüyorum aslında… Böyle kalsanız bile bence mezun olduğunuzda çok üniversitelinin manevi hocası olacaksınız… yeter ki en azından böyle devam ediniz

—Nerdeee…bn cidden çok tembelim bildiinz gibi diil

öyleyse bir daha bendenizle görüşürken bu cümleyi kullanmamaya söz verir misiniz nica etsem? Ben tembelim diye bana hiç yazmayacaksınız söz mü?

—söz ama ……….

gördünüz mü bir kişi ile bile tembel olmadığınız kanıtlanıyor böyle üç beş kişiye daha söz verin yani tembelim demeyeceksiniz o kişilere.. zamanla kendi kendinize de telkinle bilinçaltı eğitimi yapmış ve bilinçaltınıza kendinizin tembel olmadığını kabullendirmiş olacaksınız, siz tembelim demeye kalksanız bile artık içten size hayır tembel değilsin sesini duyacaksınız bin deneyin bir ay kadar deneyiniz

—yani bnm ki biras irade felci

böyle olumsuz mesajlar iletiler kullandığınız her cümlede sizi uyarmam konusunda bendenize tam yetki verir misiniz istirham etsem?

—tabii peki?

bu da bir katkıdır… böyle bir iki candan arkadaşınıza da istirham ediniz hatta anlaşma yapınız siz de onun kullandığı olumsuz cümlelerde onu tatlı bir şekilde uyarınız… bu çok önemli otokontrol içsel eğitimin bir parçasıdır..

bakın beş vakit namaz ve bir ay oruç aslında insanın iç dünyasının ve dış dünyasının eğitimi dir biz bunu sözel olarak dille yapmaya çalışacağız…
Bakın farklı bir konu…
Dualarda hiç olumsuz şeyler istenir mi?
Her sözümüz dua gibi olmalı değil mi
Öyleyse her sözümüz hep olumlu olmalı
Çünkü hepsi bir duadır

—yani her sözümüz dua mı?
Bir anlamda söylediklerimiz ya bir tesbittir veya taleplerimizdir.
Biz kendimizin olumsuz durumda olduğumuzu mu tesbit edelim ve olumsuz olmayı mı talep edelim?
Nasıl olmak istiyorsanız kendinize onu söyleyin
Ya da kendinize her söylediğiniz farkında olmadan sizi o olmaya götüren talepleriniz adeta dualarınız yerine geçebilir.
Basit bir örnek allahım cenneti ver hani yukarda geçmişti nimetleri ver diyor musunuz

—isterm tabiii cenneti

evet yani olmak istediğinizi söylüyorsunuz cehennem istenmiyor
Kuran der ki kötü kelime Allaha yükselmez Allaha güzel kelimeler yükselir ve tabi ki onlar hüsnü kabul görür hakkımızda takdir olur. Allah’ı nasıl zannedersek bize öyle davranır kudsi hadistir bu. Öyleyse söylediklerimizi bizim hakkımızda güzel şeyler takdir buyurması adına güzel temenniler olmalı değil mi?
her bir sözümüz dua gibi makbuldur. çocuğumuzun baba baba anne anne demesi bile ne kadar makbuldur anne baba için di mi… E Rabbimiz demiyor mu yok mu isteyen vereyim af dileyen af edeyim diye hadislerde var bunlar… böyle düşünürseniz her sözünüzün tesbih olmasının anlamı da ortaya çıkar..

— olumlu düşünmek tabiiki çok önemli ama ben problemn ne olduğunu çözmeye çalışıyorm yani bir çok konuda böyle yani gerçeklten irademi kullanmıorm çalışmak konusunda yemek konusunda para harcama konusunda yani hayatımın bazı dönemlernde çok iradeli davrandıım konular olmuştu çevremdekiler bile şaşrmıştı vay beee ne irade die ama işte hayatımın tümüne yayamıyorum bunu

Birincisi yapamıyorum yerine yapmaya çalışmalıyım inşallah demelisiniz demeye bu akşamdan itibaren başlamalısınız… yani yapamasanız bile yapamaya yapamaya yine de yapmaya çalışmalıyım yapmalıyım düşüncesini içinizde mutlaka mayalamalısınız… bu hem dua olarak alınır hem de bilinçaltı her dediğinizi emir kabul eder iyi kötü bilmeden yaptırmak için hep hatırlatır durur bunu unutmayınız… Hani Efendimiz buyurur ağlayamıyorsanız ağlıyor gibi yapın bir gün Rabbimiz kalplerimizi yumuşatıverir…

İkincisi de elbette irademiz yeterli olmayabilir nefis taşıyoruz zaaflarımız zayyıf taraflarımız var bunu aşmanın önemli bir yolu Allaha karşı ibadet ve dua ile destek ve güç alıp beslenirken, güzel insanlarla da mutlaka diyaloğlarımızı sohbetlerimizi ve birlikte faaliyetelirmizi sürdürmeliyiz. Yetersiz fersiz kaldığımız noktada aile çevre arkadaş desteği ile irademizi güçlü tutabiliriz.. eksik zayıf kaldığımız noktayı yanımızdaki tamamlar güç ve şevk alabiliriz. Koltuk değneğimiz olur bizim alıp yürütür.
bu yüzden Efendimiz cemaat yani sağlıklı güç kaynağı oluşturma üç kişi iledir buyurur

—pes ememek lazım haklısınz ve yalnız kalmamak

iki cümle de tam ayet ve hadislerden ışıltı taşıyor ne güzel

—teşekkür ederim iyi akşamlar

iyi akşamlar

Sahabenin lakap takma konusunda tavrı 27.07.2008
Müseylemetül Kezzab (Yalancı Müslümancık) , asıl adı ibn-i habib’dir.
Dikkat edile ki ashab-i kiram hazeratı kafir, zındık, müşrik demeyip; “müslümancık” demişler.
İsim takmak veya yaftalama hususundaki ashabın titizliği midir bu?

Yazdıklarınızı ilk kez görüyorum, eserleri detaylı inceliyorsunuz ne güzel…

Konuyu tarihi detayıyla bilemediğim ve bu konuda hiç bilgim olmadığı için doğrudan belgeli bir şey diyemem, yani şu sahabe müseyleme konusunda şu değerlendirmeyi yapmıştır diye bilgi veremem, İslam Tarihi araxtırmacıları bu konuda doyurucu bilgi verebilir. Siz araştırıyorsunuz ulaştığınız bilgileri bizlere de naklederseniz dua ederiz inş.

Ama Sahabenin ön yargılı davranmaması insanları kafir müşrik diye yaftalamaması ve baştan gözden çıkarmaması konusunda çok örnek gösterilebilir. Tabi ki Efendimizin davranışlarını örnek olmuştur daima. Münafıkların başı ibni Selüle söz söyletmemesi hatta cenazesini kılmak istemesi gibi… Bunun yanında kayınpederi Ebu Süfyana tutumu Halid bin Velid’e müslüman olmadan önce tek söz söylememesi gibi… Amcasının katili Vahşiye Mekke fethindeki davranışı da bilinen bir olay… Ve mesela bir de savaşta kılıçla üzerine yürüdüğü için bir müşrikin kelimei şehadet getirmesi karşısında Sahabenin kılıcı indirip öldürmesi ve korktuğu için kelimei şehadet getirdi diye kendini savunması olayı var. Eendimiz öfkelenmiş ve kalbini yardın da baktın mı şeklinde tepki göstermişti.

Hadis rivayetinde de sözünü ettiğiniz titizlik gözlenir. Mesela zani ve zaniyenin gelip Efendimize itirafları olayı vardır. Defalarca gelip itiraf etmişler Efendimizin her defasında geri çevirmesine rağmen… 4 itiraf sonrası konu dönülmez cezai hukukilik statüsü kazanmış ancak… Bu zani ve zaniyenin isimleri bilinmez. İçki içme olayı vardır bu şahsın ismi de zikredilmez rivayetlerde… Arkadan gelenlerin kalbinde bir ukde olmasın diye rivayette edebli bir teamül olmuş bu…

Kuran birbirinize lakap takmayın der. Bir olayda da bilirsiniz Bilali Habeşiye bir Sahabe (O Sahabenin adını biliyorum yukarıdaki teamül gereği ismini burada yazmıyorum) Kölenin oğlu yakıştırmasını yapmıştı, belki bu, lakap takmak için değildi bir tartışma ve öfkelenme sonucu idi ama Efendimiz böyle yakışıksız bir isim ve lakap kullanılmasına da cahiliye adetlerinimi diriltiyorsunuz şeklinde ciddi tepki vermişti.

Bir de Cahiliyede takılan isimlerin lakapların Efendimiz tarafından değiştirildiğini güzel isimler verildiğini biliyoruz. Bir put ismini taşıyan birinin adını değiştirmesi gibi.

Efendimizin latifeleri vardır, birinde Enes’e iki kulaklı demiştir. Burada lakap takma değil latife vardır ve şaka da olsa doğruyu söyleme dersi…

Yine Efendimizin değişik Sahabelere unvan ve sıfatlar verdiği bilinir. Ümmetin Emini gibi…
Hz. Ömer’in Hz.Bilale bizim Efendimiz demesi vardır.

Selam ederim

Erkek kadın arasında msn-mail görüşmeleri 26.07.2008
— Sizi meşgul etmeyeceksem bir şey sorabilir miyim… bir bayın bir bayana veya bayanın bir baya mail atmasındaki sakıncalar nelerdir,yazılar güncel ve dini şeyler, başka türlü değil… tehlikeli bir yol mu…

Zannederim herkesin aklına öncelikle şunlar gelebilir
1-Öncelikle günümüzdeki sosyal yaşam içinde kadınların da çalıştığı ürettiği ve hizmetler ettiği günümüzde özellikle memur olarak çalışanların iletişim kurmaması imkansız doğal olarak. İş gereği olubileceği gibi bu tür iletişimler bilgi veya doküman paylaşımı adına da elbette olabilmektedir.

2-Ameller niyete göredir, en masum davranış altında olumsuz niyet olabileceği gibi mahzurlu görünen bazı davranışların altındaki samimi niyet onu ibadete bile çevirebilir hayra vesile kılabilir.

3-Bu türlü iletişimde görünen bir dünya-ahiret faydası söz konusu mudur buna bakılmalıdır. Yoksa muhabbet olsun durumu mu vardır. Hayırda sevapta yardımlaşma dinimizin emridir. Öte yandan Allahın ve Rasulününün sınırlarını çizdiği iletişim biçimlerine riayet etmek de Müslümanlığımızın bir gereğidir.

4-Doğal olarak uslup önemlidir. Özellikle erkekle kadın arasındaki diyalog uslubü tabi ki hemcinsler arasındakinden daha hassas çizgide cereyan etme durumundadır. İki kişinin aynı mekanda yanlız olması durumunda üçüncünün şeytan olması konusu msn diyaloglarında geçerli olmaz mı sizce?

5-Her şeye rağmen tayakkuz durumunda olmakta yarar vardır malum Nebi bile nefisten şikayet etmiş ve kuran şeytanın apaçık düşman olduğunu belirtmiş bir kıvılcım önemsenmez zaman gelir ormanı kül edebilir… bunlarnı diyebilirim ilk planda

— Sonraki plan peki ikinci planda neler diyebilirsiniz

Sorunuza göre farklı şeyler söylenebilir

— Acaba diyorum ben iyi niyetli olsam dahi karşıdaki farklı niyet beslerse buna sebep ben olmuş olur muyum… özür diliyorum biraz açık oldu ama.

Yok yerinde oldu. Ayet kadınlara bir tavır belirlerken, kalbinde tama olanların duygularını tahrik edici şekilde KONUŞMAYIN ve YÜRÜMEYİN uyarısında bulunur. Ses ve fiziki görünüm, demek ki daha çok etkili olabiliyor tetikleme adına… Msn-Mail görüşmelerinde ses yok görüntü de.. Gerçi sesli görüntülü görüşmeler de olabiliyor. Sesli ve görüntülü olmadan yazışmalar onlar kadar duruma göre hassasiyet arz etmese de, belirttiğiniz gibi bazı duyguların uyarılmasına vesile olmamak önemli bir durumdur kurandan anlaşıldığına göre. Ninelerimiz genç yaşlarında iken kapıya gelen erkeğe seslerini değiştirerek kim o derlermiş! Mesela dillerinin altına bir fındık ceviz korlarmış… Necip Fazıl merhum ne güzel ifade etmiş: Burnunun ucunu göstermezdi süt ninem Kızının gösterdiği kefen bezine mahrem
Çoğu okuyan tebessüm eder buna ve şimdiki muhabbetler, ne muhabbetler der. Ama kaçınamazsınız hayat böyle akıyor. O zaman mahzurlu hale gelmesinden kaçınabiliriz demek ki…

Evet kısacası vesile olmama konusunda hassas olmakta yarar vardır. Kimin içinde ne tür duyguların gizlenmiş pusuda beklediğini bilemeyiz. Masum iyi bir insan da olsa insan nefis nefistir.

Tek taraflı niyet; iyi niyet besleyene niyetine göre sevap kazandırır kuşkusuz karşı tarafın kötü niyetli olması ona ait bir sorumluluk olur, kalpleri okuyamayız… Nitekim Efendimiz karşı tarafın açık kötü niyetlerine rağmen hep iyi niyetle rahmet şefkatle muamele etmiştir… hani diken uzatana gül uzatma gibi

Ne var ki bir hadiste mümin bir delikten iki kez ısırılmaz buyrulur yani mesela düşmanın onu bir defa avlaması karşısında ikinci karşılaşmada önceki deneyimini hesaba katar daha duyarlı olur. Bunun gibi karşı tarafın sözlerinden tutumundan sezilebilir amacı. Ne bileyim, bir şekilde renk verir o, ipucu verir kendini ele verir… şayet niyeti olumsuz ise…. bunu sezebilir tedbirinizi alabilirsiniz uyarı verebilir, duruşunuzu ortaya koyabilir, dediğiniz gibi olumsuz bur duruma oluşuma ve gelişmeye sebep olmamış olursunuz, olacak gibi değilse iletişimi kesiverirsiniz olur biter.

Karşı tarafın duygulu anlamlı mesajlarına rağmen mesajlaşmaya devam ediliyor, bir de beğeni tebessüm iletileri gönderiliyorsa… bu taraf da onu benimsiyor anlamı çıkar kuşkusuz en azından karşı tarafın cüretinin artmasına daha gelişmiş duygu iletilerinin gönderilmesine sebebiyet verebilir. Bu da evet dolaylı bir sebep olmak olabilir.

Bu arada size bir dizi ipucu da verebilirim.

Siz başlamadan başlayan,
siz sormadan soran,
sorduğunuza farklı veya fazla cevap veren,
çok yönlü anlama gelebilecek çokça kelime kullanan,
hemen her konuda size yardımcı olabileceğini belirten,
çalışmalarınızdan fikir ve bilgilerinizden çok şahsınızla ilgili konulara yönelik bahislere yönelen,
sıkça iltifatta bulunan,
ve tabi ki açıkça romantik duygusal ifadelerde bulunan erkek görüşmelerine karşı daima duyarlı olabilirsiniz.

— Teşekkür ederim hayırlı geceler

Size de

İŞE GİREBİLMEK İÇİN BAŞIMI AÇSAM? 26.07.2008

—selamün aleyküm hocam nasılsınız bi sorum olacaktı benim iş e girmem lazım ama ben kapalıyım 2 sene oldu kapanalı üniversitede kapandım ama işe girmek için başımı açmamı istiyolar sizce ne yapayımm

sizi tam hatırlamıyorum yani durumunuzu bilmiyorum dini hayatınızı ailenizin durumunu mesleğinizi işinizin ne olduğunu ve bulunduğunuz konumu yaptığınız hizmetleri vs… olur veya olmaz demek kolay değil bilgi veriseniz…

—ok ailemde herkes kapalı ben kendim istedim de kapandım ablalarla kalıyordum ama bi işe girmek için başörtüsü hep sorun oluyo nedense benimde acil bi işe girmem lazım devlet dairesi dışında açmak istemyiorum başımı bilmiyorum yaa ne yapacam

kaldığınız yerdeki ilgili büyüklerinizle görüşmeniz şart bu durumda .. sizi bilen sizin sorumlu olduğunuz kişilerin dediğiyle hareket etmeniz en doğru olanı bence…

—bana kimse bişey demiyorki sen bilirsin diyolar ama benim de vicdanım el vermiyo bikere bu yola koyuldum namaz kılıyorum 3 senedir ama açıktım ilk sene namaz kılarken hep namaz kılıyosun ama başın açık geziyosun diyodu herkes bende rahatsız oluyodum o yüzden kapandım

anlıyorum hangi okul mezunusunuz hangi işte bulunacaksınız nerde?

— ….. mezunuyum ….. işine girecektim ama açılırsam beni işe alacaklarını söylediler

şimdi gerçekçi olalım… nazik noktalarda önemli hizmetler gören bayanlar için sanırım daha rahat başını aç işini yap çıkınca ört deyebilir görüş sorduklarınız

—evet

ama bu bireysel bir kazanç gibi durunca size bırakmaları normal geliyor bana

—bana bırakıyolar zaten ama ben açılırsam günaha girecem vicdanım çok kötü oluyo düşündükçe
aklımı karıştırıyo bu konu hep düşünüyorum da

tamam az çok bir harita oluştu zihnimde izninizle bir kaç madde sıralamak isterim umarım yararı olur size

—tamam

1-Dini hassasiyet ALlahın rızasını çeker bu namaz olsun örtünme olsun takva adına allah rızası için yapılan her hareket cennete götüren bir vasıta olur ve bilemeyiz kimisi namazındaki hassasiyetle kimisi başörtüsündeki titizliği ile kimisi de başını açtığı halde çevresine ciddi yaptığı hizmet aşkıyla öbür alemde kurtulup cenente gidebilir. Kimseye dayatma uygun değil ve vicdanınızın tutumu çok önemli birincisi bu bence siz Allah karşısında kendinizi nasıl mutlu hissedecekseniz onu seçmeniz yararınıza olur. Hani derler ya sonuç itibariyle vicdan müftüsüne sor!

2- İkincisi, bir hanfendi eğer siz ciddi bir organize hizmet tarzı planlıyor idealleştiriyorsa, işini böyle bir planın parçası olarak tasarlıyorsa ve bunu çevrenizle istişarelerle geliştiriyorsa bu niyetiyle başını zorunlu olarak açmasında inşallah mahzurlu tarafı o niyeti ve hizmetleriyle bertaraf edebilir ama böyle bir hizmet çabası olmazsa insan tabi ki her konuda olduğu gibi sorumlu olabilir.

3 ve son isterseniz başörtülü iş yapabileceğiniz yer buluncaya kadar aramaya ciddi olarak devam edersiniz bulunca girersiniz bu da olabilir veya çok zaruri ise kazanma ihtiyacınız bilemiyorum tabi… bu zaruret derecesinin bilinmesinde fayda var. Yeri gelir mesela ölümcül durumlarda haram şeyler zaruret miktarınca helal olabilir geçici olarak ama bunu her konuya uyarlamak ne kadar doğru olabilir. Özellikle geçimi sağlamak zorunda olan birinin, iyi bir yer buluncaya kadar, mahzurlu bir yerde bulunması geçici olarak mahzursuz görülebilir.

Sonuç olarak hem kazanç için zaruret durumu hem de o işteki misyon durumuyla ilgili olarak düşünülmesi ve hem çevredeki iyi insanlara sorulması hem de vicdana başvurulması gereken bir konu…

— Allah razı olsun

Allah sizden de razı olsun

—Halife Abdülmelik döneminde Kaderiye mezhebi mensubu Gaylan ile İmam Evzaî arasındaki bir münazaradan;. 21.07.2008

—Halife Abdülmelik döneminde Kaderiye mezhebi mensubu Gaylan ile İmam Evzaî arasındaki bir münazaradan;

İmam Evzai bu kaderiyeci adama soruyor;

1) Cenab-ı Hakk, yapılmasını istemediği bir fiilin yapılmasına izin verir mi?
2) Cenab-ı Hakk, yapılmasını emrettiği bir şeyin yapılmasına mani olur mu?
3) Cenab-ı Hakk, haram kıldığı bir şeyin yapılmasına yardım eder mi?
————————————————————————————-

(Yazı bittikten sonra bu cümleyi ekliyorum. Sorunuzdaki kelam tartışması ile sınırlı bakmadık olaya. Gaylan’a cevaplar değil de… Okuyanlara yararlı olabileceğini düşündüğümüz açılar ortaya çıktı…)

Eski eserlerde kader konusu günümüzdeki özellikle eserlerdeki gibi işlenmiyor sanırım. Kader Risalesi ve İnancın gölgesinde kader bölümü detaylı bilgi veriyor

Bu gibi ayetler insanın hiçbir anlamı irade gücü yok robot saman çöbü gibi bir şey imajını veriyor görünse de insan iradesiyle ilgili ayetelre de bakıldığı zaman yani kuran bütünlük içinde incelendiğinde her konuda oldu gibi bu konuda da dengeli bakış görüş inanış ortaya çıkıverir.

Allah imtihan dünyasında insan iradesini özgür bıraktığı için soruluk yüklüyor.
Şöyle demek daha mı anlaşılır olur: İnsan sorumluluk sahibi olacaksa iradesinde özgür olmalı.

O zaman denebilir ki Allah istemediği hoşnut olmadığı fiilin işlenmesini kulun iradesine bağlı olarak yaratır. Rızası yoktur ama yaratır. Hayır da şer da O’ndan demiyor muyuz. Ve ekliyoruz Kesb kuldan Halk Allahdan. Yani insan diler kazanır Allah rızası olmaz yaratır.

Bu noktada insan gerçeği nefsiyle yüzleşir.

Allahın haram kıldığı bu eylemi yapmak istemiyorum; namazı terk içki kumar fuhuş vs.. ama canım istiyor der yani nefsini aşamaz… sorun bu…

Şeytanla başlayan nefis savaşları süreci. Allah şeytana da neden izin verdi denir mesela. Yok ediverseydi. Ama biz bu nefis mücadelesi ile nefsin arzularını istemesi gibi Allahı ister hale gelemezdik ki. Allah bizzat hayır yaratır veya neticesi hayırdır. Şeytan insanın melekleşmesi için mühletlendirilmiştir terakki zembereğidir o. Allah C.C. karşısına geçmiş küstahça kibirlenerek yeminler savuran şeytanın bu tavırlarına anında ceza vermemiş.. Düşünün bu ince noktayı gelecek Ademe Nebilere Muhammed Mustafa’ya S.A.V. bakmış… Allah şeytana izin vermişse bunu şeytan için değil insan için yapmış.. di mi?

1 Allah isterse izin verir isterse izin vermez, mülkün sahibidir verir alır aziz eder zelil eder, kimse onun dilemesi karşısında bir şey yapamaz bir adım bile atamaz hatta bizdeki dileme bile O’nun dilemesine bağlı ayetler aynen böyle der

2 Allah asla çelişki yaşamaz, tutmadı veya zorda kaldım değiştireyim demez, acizlik belirtileri İlaha yakışmaz…. Ama hikmeti ilahi Muradı ilahi tecellisi olabilir, Nesh vardır mesela kuranda zamanla ahkam değişir, ayrıca ayetlerde şartlı cümleler de vardır, yaparsan yaparım yapmazsan yapmam gibi… bunları iyi anlamak lazım… yani cüzi iradenin külli iradeye bağlı olması meselesi…

Öte yandan “Ata-Kaza” konusu vardır, bu adeta Allah-Kul münasebeti gibidir. Fatiha süresindeki karşılıklı söyleşi gibi adeta… Allah kuluna değer verir sever muhatap almak ister hatta davet eder, Mirac gibi namaz gibi, dua edin icabet edeyim demesi gibi…. Allahın emrini değiştirmesi de kulun fiiline bağlı olarak bir hükmün icradan kaldırılması anlamına gelir… Hani sadaka belaları kaldırır gibi… Bu konu inancın gölgesinde detaylı anlatılır.

Ve ayetlerde bu sizin ellerinizle kazandıklarınızdır der. Müsbet ve menfi anlamda. Paratoneri de unutmayınız. Bela gelecektir bir topluma o toplum içinde nurlu cemaatler vardır ve belalara paratoner olur izale ederler.

3 Allah’ın her yaptığı iyidir iyiliktir, yarattığı hiçbir şey kötü ve kötülük değildir. Ondan gelen her iyiliği kötülük haline getiren nefis taşıyan insan ve cin varlıktır. Melek nefis taşımadığı için kötülüğe çevirmesini bilemez, yapısı buna müsait değil. Baksana şeytan bile melek gibi adamdı! Melek mekanında şeytanlaştı. İnsan saf ilahi nefha ile renklenmiş önünde meleklerin eğildiği müstesna varlık Ama ne canavara ve günah ambarına dönüşüveriyor. Adem oğlu Kabil katilleşti.

Allah iyilerle inananlarla hayırda koşanlarla beraberdir ayetleri çoktur. Yardım etmek ayrı istihkakını vermek ayrıdır. Allah iyilerin Müslümanların yardımcısıdır deriz. Ama kötüler başarılı oluyor kafirler süper güç oluyor…

E.. kuran ve kainat kitabını okudukları sistemli çalıştıkları yani Müslüman ahlak ve vasıflarına sahip oldukları için diyoruz değil mi? Allah ADİL’dir bu dünyada çalışana birebir verir. Öbür alemde de hayır yapan onun karşılığını alır. Bu Allahın kafire yardımı harama yardımı denmez. Hak edene imtihan dünyasında hak ettiğini vermesidir. Ama Mümin Nebiler gibi görevini hakkıyla yapar çilesini çeker sistematiğine uyar çalışır çabalar seferberlik ilan eder meta nasrullah der Allah al yardımım der melek orudlarını da dilerse gönderiverir. Onun kanunu bu, Peygamberler için değiştirmemiş Müslümanlar için de değişmez. O haram için mücadele ediyorsa sahip oluyor sen de hayır için mücadele et sahip ol. Bediuzzaman ve Hoca Efendi ve Büyüklerimizle başlayan çekirdeklerin nasıl ülkelerle okullar halinde filizlendiklerini görmek de bu konuda yardımcı olabilir anlaşılması açısından… 5. kattaki o küçük sohbet grubundan 5 kıtada okullara… ne organizasyonlara….

Öte yandan şu açıdan da denmez, harama helale doğrudan müdahele edilmez, imtihandayız, hikmete münafidir terstir. Kul iradesiyle helal veya haram fiile yönelir Allah da o haram fiili o kulun hesabına yaratır. Buna hiçbir mantıkla Allahım sen onun haram işlemesine yardım ediyorsun denmez.

Burada iki incelik var tabi

Birincisi Allah haram işlemesine azıp sapmasına mehil verir, hatta inanmamakta zulüm ve günah işlemekte israr edeni azdırır diyor, hatta kalbini mühürler kavramı var. Bu azmışlığı onu bu dünyada eski dönemlerde yere batırmış gazabi ilahi gelmiş cezasını vermiş, Nebimizden sonra böyle helaketler olmamış ahırete cehenneme bırakılmış. Zalim Allahın kılıcı onunla intikam alır döner ondan da intikam alır. O zamana dek mehil verir. Bu harama yardım olarak görülemez tabi ki.

İkincisi de Ata ile Kaza nın değişmesi gibi, harama düşme yolunda olan samimi bir müslümanın karşısına Allah bir vesile çıkarı verir diline bir ayet dolayıverir onun batmasına izin vermeyebilir, bu o insanın kalbinin Rahmete uygun Rahmana yönelik olmasından güzel halinden ötürüdür, haramdan uzaklaşmasına yardım diyebiliriz…

Doğrusunu Allah bilir… Kader Risalesi, İnancın gölgesi ve diğer kader kitapçıklarına bakınız…


bâtın-ı kalb âyine-i Sameddir ve Ona mahsustur. 19.07.2008

—Ve kalbin bâtınına başka muhabbetlerin girmesine meydan verme. Çünkü, bâtın-ı kalb âyine-i Sameddir ve Ona mahsustur.
Burdaki manayı acıklar mısınız? Ben bunu gayr-ı meşru ilişkiler icin sormuyorum, bilhassa helaline yönelik muhabbetlerde de batın-ı kalbe girme ihtimali var mı? Birini severken onu batında mı zahirde mi seviyorum nasıl anlarız?
Rabbbime ,zahirde mi batın-ı kalptemi yer veriyorum nasıl anlarım?

Bu konu kalbi olanların sorabileceği ve kesinlikle kalbi olanların cevaplayabileceği konu. Ehl-i Kalp zatlar arayınız öncelikle… Dinlenenleri okunanları naklet derseniz….

Son cümleye yoğunlaşır insan genellikle, öyle oldu, bir söz var:
Allah katındaki değerini anlamak istersen Allahın senin katındaki değerine bakmalısın.

Bunu anlamanın tam platformu sanırım namaz ve sonrası tefekkür hali olabilir teheccüdlerde seherlerde… Bu vakitlerde günlük raporların verilmesi durumunda ortaya çıkabilir. Burada seni unuttum burada şuna daldım diye gündem maddelerini sıralarken anlaşılabilir ne kadar dünya varlığı olmuşuz gün boyu ne kadar ruh insanı olmuşuz… Ne kadar “Ben!” diyerek adım atmışız ne kadar “O!” diyerek!….

Kopuk kopuk gelen cümleleri siz birleştirin artık…

Kalp işleri matematikle dillendirilemez. Şöyle yapanın kalp durumu şöyle şunu sevenin kalp derecesi böyle diye bir mezrolu ölçüm elbet gerçekleştirilemez. Kaldı ki Allaha giden yollar mahlukatın solukları adedince olduğu gibi, uzaya doğru sarmaşık gibi yükselen kalp pramidinin binler basamğında sayılamayacak oranda kalp dereceleri de olabilir. Seradan süreyyaya, Nebiler Nebisinden; cennete, cehennem sonrası en son girecek insanın kalp hayatına kadar…. Her Müslüman Allahı sever herkesin Allahı sevmesi elbet farklı olabilir dünyaya sevdiği şeylere varlıklara bakışı da… Kimi eşini sever farzlarını yapar haramlardan kaçar eşiyle işiyle evinde yaşar.. Bir başkası iki üç ay eşinin yanına gelemez çünkü uzak diyarlarda insanlık için dayanılması zor şartlarda hizmetler yapıyordur… İkisi de Allah için eşini sevmektedir ama biri ehemi mühime tercih etmekte farzlar ötesi farzı ön plana çıkarmaktadır. Helal kazansa da işim bozulmasın diye uzaklara gitmeyi göze alamayanla, işyerlerinin anahtarını insanlığa hizmete uzatan insanların zahir batın terazisinde durumları aynı olabilir mi? Büyüğümüzün sözüyle: Herkes inandığı oranda verir!…

Bir diğer husus teklifi malayutak yoktur. Sahabe aklımızdan geçenden de sorumlu mu olacağız diye ağlarken gücünüz yettiği kadar Allahdan korkun ayeti gelmişti. Bu sebeple insan sadece zahir veya batın sevgi konularıyla tedirgin etmemeli kendini suçlarcasına sürekli örselememeli duygularını düşüncelerini, Endişe hep etmeli hayatının sonuna kadar ama daima da ümitle bunu dengelemeli; kulum beni nasıl zannederse öyle muamele ederim kudsi sözünü hatırlamalı.

Ve çok önemli bir ölçü… eğer mutlaka bir ölçü istiyorsanız… Hani Onu ne kadar sevdiğinize bakın O’nun tarafından ne kadar sevildiğinizi anlamak istiyorsanız sözünün yanında… Allahın sevdiği insanlarla beraber olmanıza onlarla beraber aynı ruhta buluşmanıza coşmanıza kanatlanmanıza birlikte önden giden atlılar gibi koşturmanıza da bakabilirsiniz doğrusu…

Kurannuru wordpress sayfasına eklenen üç dize:

Seni ben gibi sevebilsem
Seni benden çok sevebilsem
Seni bensiz bir sevebilsem.

Bensizlikte O’nu bulmak… Esas mesele bu!..
Ama O’nu bulmakta da Ben’i kullanmak ikinci mesele de bu!

İnsan ilah değil ama ilahi nefha ile oluşur; ayette belirtildiği gibi Adem yaratıldı Allah ruhundan nefhetti.
Müteşabih kelam başka ayette Allahın eli veya yüzü denmesi gibi… Allahın kudreti nusreti yardımı yani… Kendi ruhumuzu bilemiyoruz kalbimizi anlayamıyoruz katmanları fark edemiyoruz derinliklere inemiyoruz… Beden ceset duvarlarını aşmak gerekiyor; ibadetle zikirle oruçla nafilelerle tesbihle hak yolunda biteviye hizmetlerle… Kendi ruhumuza ulaşamıyoruz bu engellerden; O’nu nasıl bilelim!.. Ama bu bilinmezlik içinde bilinmez bu ruh yolculuğu ile o bilinmezlikleri geçerek bilir hale geliyor demek ki kalbin ve ruhun hayatıyla insan…

Hak dostu Kabe yanında uzun zamandır görmediği evlat hasretiyle az hüzünlenince bir ses işitir: Bir kalpte iki mahbub olmaz… Aramıza giren bu canı al Allahım der ve evladının vefatı haberi gelir. Subektif bir olay gibi görünebilir tabi.

Anahtar kelime “Ayine-i Samed” gibi geliyor…

İnsan Allah’ın güzel isimlerini yansıtan en güzel bir aynadır. Meleklerden öte sıfatların karşısında camiliği vardır. Yani mesela melek hasta olmaz aç kalmaz çoğalmaz. İnsan sadece bu üç yönüyle nice isim ve sıfatları kendinde toplayıverir.

Oruç konusunda da bu “Samediyet!” kavramı geçer ve gömlekten söz edilir. Oruçla insan zahiri dünyada olmasına rağmen beden kalıbıyla kuşatılmış olmasnı rağmen ruh insanı kesilir. Zahir içinde batınlalşır. Melek kesilir. Yemez içmez cinsellik bilmez. Durumuna eğitimine derecesine göre dilinden tesbih düşmez. İftar vakti aldığı hal ile bu yemekler de ne oluyor bu ağız ne ne işe yarıyor bu dil mide diye hissedebilir.

İnsanın maddeden soyutlanmış saf ruh hali olabilir. Aynanın iki yönü gibi. Şeffaf berrak pak temiz olduğu gibi güzellikleri yansıtan yönü… Ki İnsan hadis değil büyüklerden bir söz diye bilinen “Allah Ademi Rahman süretinde yarattı” sözünün anlamı burada tezahür eder. Bir de aynanın kirli maddeye eşyaya bakan kara yüzü var, güzellikleri yansıtmak şöyle dursun karartır da…

Bu arada halkın içinde Hak ile beraber olmayı düşünün. Efendimizin Miraç yolculuğunda gözünün şaşırmamasına ve onca müşahedelere rağmen halkın içine madde dünyasına dönüşünü değerlendirin. Zahir batın iç içe girmiş görürsünüz. Zahiri zahirle bütünleşme değil inkar da değil, zahirde batından kopmama zahiri de adeta batinileştirme gibi bir durum.

Her şeyde O’na ait mühürleri tezahürleri tecellileri görme,
O’nda fani olma,
Her yerde O’na bakma,
Her şeye O’nunla bakma,
O’ndan başka her şeyden geçme kendini silme…

Bir başka pencere açılırsa önünüze şöyle bakabilirsiniz. “Gayretullah!” vardır.
Mecburen beşeri bir misal verilirse; insanın eşini evini arabasını eserlerini dünyalıklarını vs… derecesine göre kıskanması gibi… Kalbimizin sahibi vardır veriliş amacı da… Esas Sahibi bellidir. Hakiki aşk O’na olmalı. Her konuda he rvarlıkla ilgili meselede. Biz faniyiz kıskandıklarımız da fani. Onlar sevilmeye bağlanmaya layık değil. Kalbin hakiki Sahibi de kendine tevcih edilmesi gereken kalbin kendinden başkalarına çevrilmesi karşısında böyle bir durumdan söz edilebilir. Gayretullaha dokunabilir.

Kalbin batını nihai hedefi gösteriyor esas sahibine her konuda yönelmenin gerekliliğini
Kalbin zahiri de O’nun hesabına sevilmesi gereken “Masiva” yı….

Allahın kalplere nazar etmesi konusunu da bu çerçevede alabilirsiniz. Hani sesli bir klip vardı. Evine Allah Rasulü misafir olarak gelecek olsa evine çeki düzen vermez misin? Aman şunu şunu görmesin diye bazı eşyanı saklamak istemez misin? Diye… Bir misafir geleceği zaman nasıl temizlik yapılır. Ona layık olsun memnun kalsın denir.
Her an kalbimize nazar eden….
Nazar edeceği bir kalp bize veren… Rabbimizin gelmesine nazarına hoşnutluğuna uygun bir kalp düzenlemesi gerekmez mi?

Vicdan yalan söylemez sözünü duymuşsunuzdur. Siz kalbinizin o derin noktalarındaki vicdan gözünüzle kendinize bakınız tartınız. Ben Allahın nazarında güzel bir kul olarak hangi durumumla kendi kalbime misafir gelmekten hoşlanırım ya da hoşlanmam deyiniz… Cevap ortaya çıkmış olur.

Başta yazdığımız cümleyi kopyalayıp yapıştırıyoruz buraya. İsterseniz sadece baştaki o veya sondaki bu cümle ile hareket ediniz.. En salim olanı bu olabilir çünkü…

Sızıntı orta sayfalarından kalbin zümrüt tepelerinden okumazsanız sanırım anlamak zor olabilir


Hz.Musa sığır kurbanı olayı
Farzları yapmak haramları terk etmek yeter mi
Niyet iç düşünce ile davranışların değişmesi anlam-sevap kazanması
10.07.2008

—abı maille gönderemiyorum ben buraya yazayım siz de maille cevaplayın olur mu?

olabilir tabi

S-1) Hani bir zamanlar Musa kavmine demişti ki Allah, size bir bakara (sığır) boğazlamanızı emrediyor. Onlar da “ayol sen bizimle eğleniyor, alay mı ediyorsun?” dediler. Musa da: “Böyle cahillerden biri olmaktan Allah’a sığınırım.” dedi.
Musa, “Rabbim buyuruyor ki o, ne çifte koşulup tarla süren, ne de ekin sulayan, ne de salma gezen ve hiç alacası olmayan bir sığırdır”. Onlar da: “İşte tam şimdi gerçeği ortaya koydun.” dediler. Nihayet onu bulup boğazladılar. Az kaldı yapmayacaklardı.

buraya kadar olan ayette ne gıbı dersler cıkarabılrız anladıklaımı yazmıorum


Bilebildiğim kadarıyla, tefsir bakmalı mutlaka, Yahudilerin Hz.Musa’ya karşı bir düzine muhalefetlerinden bir tanesidir bu. Öncelikle Allah’dan bir sığır boğazlamaları emri gelir. Sıradan bir sığır boğazlamakla bu yükümlülükten kurtulmaları mümkün iken onlar olayı hafife alarak istihza ederek sor rabbine anlamadık nasıl bir sığır bu? Şeklinde birkaç kez sorular sormuşlar her gelen vahiyde de sığır özellikleri sıralandıkça az bulunur bir sığır haline dönüşmüş; o kadar ki adeta yeryüzünde bir tek örneği bulunan bir sığırı kurban etmekle mükellef olmuşlar ve mukabilinde ceza onları bekliyormuş. Bulmuşlar kurtulmuşlur.

Benzer dersi Efendimiz Aleyhissalatü vesselam da verir. Esku kavimleri çok soru sormaları helak etmiştir der. Bu tabi ki bir başka hadiste gördüğümüz; Ne mutlu Ensar kadınlarına ki hayaları soru sormalarına dinlerini öğrenmelerine engel olmuyor gibi hadislerle dengeli bir anlam sunar bize. Bizi doğrudan ilgilendirmeyen dünyamıza veya ukbamıza yararlı olmayacak insanı lafazancı laklakçı yapacak boş sohbetlerden uzak kalma dersi de var tabi bize.

Bahsi geçen konuda öncelikle ubudiyetin daisi emri ilahidir gerçeğini hissediyoruz. O İsmailler boğazlanacak deseydi boğazlanırdı, onun yerine şu kurban boğazlanacak dediyse o boğazlanır. Kimilerince gerip gelebilen taşa taş terlik atarak şeytan taşlama Nebiler Nebisi tarafından yapılmışsa biz mantık!!! Demeden ona uyarız. Ubudiyet deriz bu. Faydaları da ukbada verilecek deriz. Ama hikmetleri de bahse konu edebiliriz.

Çoku soru aynı zamanda yapılabilecek bir konuyu yapılamaz hale sokmuş olur. Özellikle insanların gizli hallerini öğrenme adına durmadan sorup soruşturma, özel durumları araştırma, hoşlanmayacağımız şeylerin karşımıza çıkmasına veya karşımızdakini kırmaya yol açabilir.


S-2) Şu kısa tarîkın evrâdı, ittibâ-ı sünnettir; ferâizi işlemek, kebâiri terk etmektir. Ve bilhassa, namazı tâdil-i erkân ile kılmak, namazın arkasındaki tesbihâtı yapmaktır. (26.söz zyl)
Sadakat yukardaki maddelerin yerine getirilmesi ile kazanılabilir mi?Yani lahikalarda veya sair risalelerde bahsedilen talebe has erkan gibi dairelerin kendine has hususiyetleri değil de yukarıdaki şartların yerine getirilmesi Nur Tarikinde olmaya yeterli midir?

Günahları terk eden farzları hakkıyla yerine getiren ehli tesbih kişiler kuşkusuz bunun cevabını verebilir, bizler lafü güzaf eder dururuz. Dinlediğim bir yerde bu konuda şu değerlendirme çok hoş zannederim, onu nakletmekle yetineyim. Bir genel velilik vardır bir özel. Bir genel takva vardır bir özel. Bir genel sıddıkiyet vardır bir de özel. Bunun gibi Genel anlamda Risalei Nur dairesinde olma vardır bir de daire daire zirvelere doğru saflaşan haslaşan daireler…
Kebairi terk feraizi ifa bir saatlik günlük namaz gibi ölçüler objektif her inanan insana, hatta inanmamış Müslüman olmak isteyen insanlara sunulabilecek ilk adım genel tanımlamalardır. Hel min mezidin zirvesi yoktur. Nebi onu miraclaştırmış o miracı derlemiş bohçalamış dürmüş adeta bize de onun numunesi olarak namazı getirmiştir. Kalbin hayatını yaşadığı oranda insan bu genel kulluk genel nur talebeliği gibi kavramları aşarak has tanımlamalar dairelerinden geçebilir.
Sonuç olarak genel anlamda nur talebeli olmak muhib olmak talebe olmak var tabi erkan haline gelmek de…
Ne var ki her rütbenin kendine has sorumluluklarının olduğu da bir vakıadır. Yine büyüğümüzün verdiği bir güzel örnek vardır. Selimiye camisine bir çobanın bakmasıyla bir mühendisin bakması nasıl farklıysa burada ruh hayatını geliştirenin katedeceği mertebe ve orada alacağı lezzetler de farklı olacaktır.

Kuranda bir ayet de inananları üç kategoride ele alır
1-Cürüm işleyen Müslümanlar
2-Muktesıd-ortada olanlar (farzları yapma haramları terk etme gibi temel şartların ifası)
3-Hayra kitlenenler… Koşmada fedakarlıkta çilede gözyaşında ibadette tesbihatta vs hep önlerde koşturanlar… (…Onlardan kimi kendine yazık eder, kimi orta davranır, kimi de, Allah’ın izniyle, iyiliklere koşar. İşte büyük lütuf budur. 35/32)

Herkesin ve kendimizin gerçek durumunu Rabbimiz bildiğine göre bize düşen elimizden geldiğince sözünü ettiklerinizi fazlasıyla yapmaya çalışmak…
Bir başka konuda bunu beşeri anlamda bir mezrosu yok yani ehli keşif keramet olmak maharet değil zaman hizmet zamanı, kapalı kutu veliliğinden söz edilir. Yunus gibi…

Bu arada son herkül.org sohbetlerini dinlerseniz gerçek cevapları orada bulabilirsiniz


S-3) Nasıl ki amellerin hayatı niyet iledir. Onun gibi, niyet bir cihetle fitri ahvalin ölümüdür. Mesela: Tevazua niyet onu ifsad eder, tekebbüre niyet onu izale eder, feraha niyet onu uçurur, gam ve kedere niyet onu tahfif eder.
—Ve hakeza kıyas et..acıklarmısınz ??

Çok hoş cümle bulmuşsunuz. İlk kez karşılaşıyorum sağolun. Sığ dağarcıkla algılayabildiğimiz şudur:

Birinci olarak. Ameller niyetlere göredir. İyi niyetle o nötr olan yani günah veya sevap olmaya hazır durumda bulunan işlenmemiş ham madde durumundaki eylem iyi niyetimizle sevaba kötü niyetimizle günaha dönüşebilir.

Kötü niyet açıklanmalı. Kimse namaz kılayım kötülük olsun demez elbet. Kötü niyet karşıdan bile belli olabilir. Ama şeytanın sağdan gelen tokadı vardır az içine kendini beğenme hissi gelebilir veya yaptığı güzel bir hizmeti arkadaşlarının alkışlamasından hoşlanır, kuran okur sesli tonlu mırıldanarak farkında değildir sesini az sonra edeceği sohbet için akord ediyordur… gibi ince iç kontrolü ile insan haktan görünen niyetlerinde bile bir şeytan parmağının nefsin arzusunun enaniyet dahlinin olup olmadığına dikkat etmeli… Hani Yavuz gibi İstanbula gece girermiş içime zafer gururu gelmesin diye. Biz yazıp duruyoruz, dönüyor cümleleri düzenliyor imla duyarlılığı gösteriyoruz. Büyüklerimiz tumturaklı söz yazdı diye yırtıp atarmış namelerini…

İkinci olarak. Cümlelerde esas vurgulanmak istenen şey fark edileceği gibi… Fıtrattan söz ediliyor. İlk fıtrat v ar yaratılıştan gelen saf temiz. Bir de ikinci fıtrat var bu da bu temiz saf fıtratı bozmadan koruyarak geliştirerek ikinci olumlu güzel fıtratı yerleştirmek Salih daire oluşturup öyle aynı ritimde ve geliştirerek hayatı bitirmek. Bir de o saf fıtratı bozup ikinci fıtratı bozuk halde oluşturmak var. Canavarlık olarak veya günahkarlık olarak gibi…

Şimdi topraktan geldik, bir damla sudan geldik, fakir geldik… herkes bunu bilir. Ve ölüm var her sahip olduğunu bırakacaktın corabına gözlerine kadar hepsini toprak geri alacak.. O zaman senin neyin var ki neyinle çalım atabilir böbürlenebilir büyüklenebilirsin ki… Hiçbir şeyinle!… O zaman TEVAZU senin asıl fıtratın zaten… Doğuştan öyle doğal davranmalı her insan. Senden bu sudur edecek doğal olarak akıp gelecektir dökülecektir tavırlarından… Bunun için NİYETE BİLE GEREK YOK!… Doğal ol fıtri ol fıtratını konuştur yeter tevazu için zorlanmaya tekeffüllere irmeye eğilip bükülmeye hatta estagfirullah çekmeye de gerek yok… (estağfirullah çekiyoruz… kendime söyliim bunu… çekiyoruz acaba sonradan hangi iç duygularla bu estağfirullah dediğimizi ince eleyip sık dokuyarak analiz edebiliyor muyuz? Kimbilir beki de bir yatırım olsun diye nesin derin mırıltıları etkisinde “Estağfirullah efendim Teveccühünüz!” diyerek ayrı mesela övülmemiz karşısında bir gizli süm’a riya kendini beğenmişlik sergileyiveriyoruz… Çünkü medhedilince ağlamıyoruz gülüyoruz… Ya şeytanı da güldürüyorsak!… E ağlamak da öyle…. Ağlıyoruz da acaba hangi katmandan hangi duygularla bu damlalar zorlanarak yerlerinden sökülüp dışarıya kolayca boşaltılıyor.

Fıtrı hal nedir? Dünyaya Bedene ve nefsaniliğe hiç bulaşmamış saf ruhani halimiz olabilir.

Dünya içinde bu beden içinde ve çevremizde davetkar nefsanilikler karşısında evet bu ruhani iç fıtri hali korumak: İŞTE KULLUK BU!

Ve biz bu bulaşmışlık halimizle oluşan duygularımızın düşüncelerimizin hazlarımızın hayallerimizin etkisiyle o saf yapmacıksız doğal halimizi yitirebiliyoruz

Burada ciddi bir niyet kontrolü otokontrolü saf fıtri niyete dönüş dersi veriliyor gibi

Üçüncü olarak. Konunun psikolojik bir yanı var sanki.. Bir ruh halinin tasviri analizi var gibi. İlahiyatçı Psikiyatristler psikologlar kimbilir neler anlardı bu cümlelerden.

Bugün nlp kişisel gelişim gibi güncel konularda çok vurgulanan eğitimcilerin pedagogların üzerinde durduğu bir düşünce ve duygu yönetimi değerlendirmesi anlaşılabilir buradan. Patern değiştirme kavramı var. İçinde bulunduğunuz bir durumdan başka bir duruma geçiveriyorsunuz iradenizi düşüncenizi duygularınızı hatta beden dilinizi kullanarak. Bir nevi niyet oluşturuyor iç tutum sergiliyor kendi kendinize bir telkin bir bilinçaltı eğitimi uyguluyorsunuz. Okuduklarınızın etkilendiğiniz şahsiyetlerin arkadaşlarınızın ailenizin sevdalınızın içinde bulunduğunuz cemaat veya kitlenin bu halinizi oluşturmada katkısı da oluyor şüphesiz.

Mesela siz oturuyorsunuz.Fıtri bir halinizdir bu. Düşünüyor iradenizi kullanıyor varsa dış etkenleri değerlendiriyor ve kalkmaya karar veriyorsunuz, oturma fıtri haliniz değişiyor yok oluyor yeni bir fıtri hal kazanıyorsunuz. Öfkeliyken tebessüm etme uzanma kalkıp dolaşma gibi…

Savaş ortamında buyurun tevazu gösterin. Ya da herkesin el açıp dualar ederken gözyaşı dökerken ayağa kalkıp iki büklüm olmuş insanların başlarına basın büyüklenin… Moraliniz bozuk iken omuzlarınız kaldırın başınızı da… göğsünüzü şişirin bir heyyyt çekin ne değişir? Tam düğün ortasında ellerinizi dizlerinize vurmaya ağıtlar yakmaya başlayın…

Bu sıralananları ters durumlarıyla da düşünün…

Ve şu cümleye bağlayın imanı insanı insan eder kainata sultan eder. İman ışığı ile bakan bütün mahlukatı dost ve ahbab ölümü sonsuzluk saraylarına götüren bir koridor olarak görür. Güzel görür güzel düşünür hayatından lezzet alır.

Allaha İman niyeti ışık olur bütün eşya ve hadiselere gerçek anlamını yükler. Allah namına bakmak Allah namına bakmak alıp vermek yaşamak… İşte bu niyetle her amel saf fıtri orijinal Hakka layık halini alır veya saf halini korur. Ve insanın psikolojisi hayata bakışı mutluluğu mutsuzluğu da buna paralel olarak olumlu veya olumsuz yönde biçimlenir…


BANKA İLE İŞ YAPAN ŞİRKETTE ÇALIŞMAK 18.06.2008

Bir sorum olacak Ben okulumu bitirip ALLAH’a çok şükür bilgisayar/yazılım mühendisliğinden mezun oldum.Sorum şu:

Bir büyük şirket var.İsmini veremeyecegim faiz isleten çok buyuk bankaya yazilim urettmekte,cogu yazilim islerini o bankayla birlikte hareket etmekte.

Faiz isleten firmaya yazılım yapan sirkette calismak caiz mi? Emin degilim ama duydugum kadarıyla faiz isleten bankada calismak haram oldugunu soylemis.

Oysa bu şirket banka değil,sadece yazilim şirketi,ama bankaya çok büyük hizmet ediyor.

Bu konuda dusunceleriniz ne olduğunuzu ogrenebilirmiyim? Yanlis yola gitmekten korkuyorum.Yardimci olursaniz sevinirim.


a.s. tebrik ederim Rabbim hayırlı hizmetlerde koştursun inş.

Faiz konusu ayet ve hadislerle titiz şekilde ele alınmış ve şeytanla (mezardan kalkarken şeytan çarpmış gibi kalkma ifadesiyle) özdeşleştirilen üç beş konudan biri sayılır, şüpheli kazançtan uzak kalmak tabi ki takva oranında her müminin hassasiyeti içinde olmalı…

Objektif sorulan bu gibi sorulara şöyle cevap verilir genelde: Haram kazançlı işlerden uzak durmalı ama böyle bir işte bulunan kimse ailesinin çocuklarının rızkını temin ettiği için birden işi bırakıp gitmemeli, üzüntüsünü çekerek yeni uygun bir iş bulmaya çalışmalı, buna imkanı yoksa, kerhen de olsa sürdürüp azami oranda mahzurdan uzak durmalı ve mutlaka güzel hizmetlerle kefaret yollarını da aramalı…

Ne var ki başka davranmanın adeta imkansız hale geldiği bazı konular var ki isteseniz de kaçmanız mümkün olamıyor, bir zaruret ortaya çıkıyor zaruret ve ehveni şer kabilinden mecburen giriliyor mesela memurlar bankalardan maaşlarını çekmek zorunda, alışverişlerin binlerce insan tarafından kredi kartlarıyla yapıldığını da düşünürseniz…. dolaylı olarak orada bulunduğu sürece para faiz çarkına malzeme edilmiş oluyor. Bir hadis de aslında bunu haber veriyor zaman gelecek tozu her tarafa sinecek kaçmak adeta mümkün olamayacak.

Söz konusu o firma doğrudan faiz işletmese de faiz işleten kuruma dolaylı yardım durumu da bir sorun sayılabilir. Hani bilirsiniz içkiyi içmek kadar sıkmak yapmak taşımak satmak hatta servis yapmak taşımak bile mahzurlu… Bunun gibi…

Elinizden geldiğince zaruret olmadığı sürece şüpheli her kazançtan uzak kalmak esas olmalı…

Eh…. hele kültürümüzde abdestsiz süt emzirmeme, başkasının tarlasından geçerken koyunlarının ağızlarını bağlama gibi durumları anımsarsak… Hz.Ebu Bekirin şüpheli bir kazançtan gelen lokmayı tam yutarken kaynağını öğrenmesi üzerine elini gırtlağına kadar sokup geri çıkarttığını hatırlarsak… Hz.Ömerin devlete ait kazanların dibindeki yağa elini süren eşine ciddi tepki gösterdiğini, Tabiin döneminde sokak kandilinin ışığında örgü örenlerin kazancımız helal olur mu diye titizlendiklerini düşünürsek….

Siz bireysel sorarsanız böyle derdim…

Ama bir misyon yüklenecek bir görev yapacaksınız, her şeyden kaçacak olursak hiç bir şey yapamaz hale geliriz ve o kötü her şey devam edip gider, az zarardan kaçarken çok zarara razı olmuş oluruz. Tıpkı gözüme haram ilişmesin diye bir müslümanın dağa çekilmesi şehirdeki pisleri pislikleriyle baş başa bırakması ; eliyle diliyle hatta kalbiyle değiştirmeye çalışmaması gibi… Bilirsiniz bir hadiste anlatılır geminin güvertesinde eğlenenler gemi ambarını delen bir topluluğa sessiz kalırlarsa onlarla birlikte batarlar, kötülüğe üslubunca müdahale etmeyenler o kötülüğe dolaylı ortak ve mesul olmuş olurlar.

Yani bu işlere girseniz eliniz yanacak girmeseniz bir ayrı yanacak. İman kor gibi olacak diyor ahir zamanda Kainatın Efendisi; tutsanız eliniz yanacak atsanız iman gidecek…

Hassas durumlar. Ama bu hassasiyetlerle imtihan olmuyor muyuz zaten. Allah yaptıklarımızdan yapamadıklarımızdan çok yapma veya yapmama azim ve niyetimize bakarak değerlendirecektir hadislerde böyle anlatılır.

Biz istişarelerimizi yapalım hassasiyetimizi gösterelim, sonra ayetin tavsiyesine uyarak azmedip Allaha tevekkül ederek hizmetlerimize her ortam ve şartta devam edelim, O bizi günahlara karşı koruyacak bulaşanları temizleyecektir inşallah.

Sonuç olarak şunu diyebilirim, bireysel karar vermeyiniz yani bu tarz bir işe girme veya girmeme konusunda kendi başınıza veya bir bilene sorarak hareket etmeyiniz, heyeti aliye, mütevelliye başınızdaki veya o konularla ilgilenen ilgililere ulaştırınız o tavsiyeye göre hareket ediniz derim. Zaten eminim o alanda da her alanda olduğu gibi bir heyet ve sorumlular mutlaka vardır. Ve bu bir görev almadan bu yapılmalıdır. Görev aldıktan bir işe girdikten sonra sanırım size orayı bırak şuraya geç demeleri oldukça zor olabilir. Valizinizi hazırlamışsınız kapıda soruyorsunuz; ben yolculuğa çıkabilir miyim?

İstişarenin psikolojik olumlu sonucu olur, insana daima hakka yönelik olarak dayanak noktası olur. Ve önemli bir nokta o konuyla ilgili başınıza gelebilecek her sıkıntı karşısında arkanızda o topluluğun ve istişarenin dayanak ve moral gücünü daima hissedersiniz sabır ve tevekkül gücünüz de o oranda artar ve tabi “Biz” adına başarılar da…

Allah rızasına uygun hareket imkanı versin inş.. dua ediniz


YOGA MEDİTASYON ŞİFALI TAŞLAR 09.06.2008

—hocam benim sizinle paylaşmak istediğim bi alan var bilginiz var mı bilemiyorum

buyrun

—kristaller hakkında bilginiz var mı şifalı taşlar

mmm hiç incelemedim doğrusu kimse hiç söz etmedi sizden duyuyorum ilk tabi internette bir iki resim yazı bakmıştım zamanında

—benim hayatım kristaller sayesinde 180 derece değişti yani son başvurdugum doktor şizofreni tedavisi uygulamak istiyodu zyprexa ya da seroquel tedavisi

mm doğrudur ben de tam buna benzer bir şey düşünüyordum şu an… yani bazı konular bazı insanlara daha yatkın olabilir evet

—fakat ben şu ana kadar denediğim ilaç kalmadıgı halde bu kimyasallardan geçici rahatlıktan öte hiçbi fayda görmedim fakat şu anda 15 gün öncesine göre uçuyor gibiyim üzerimden sanki 1 ton agırlık kalkmış gibi gözlerim kulaklarım açıldı

maşallah ne güzel sevindim inş hep devam eder bu durumunuz

—inş örneğin bi tane örnek göstermek isterim bu arada…. onun da şifalı taşlar üzerine kitabı var aynı sitede ve cogu yabancı bikaç kitap daha… ki sadece psikoloji deil fiziksel rahatsızlıklar da buna dahil… her taşın fiziksel ve psikolojik etkileri var size ilk olarak akik taşının linkini vericem

evet yararlı oluyor belli maşallah

—bu taşla ilgili Hz. Ali nin yaşadıgı bi olaydan da bahsedilio en altta onu da okuyup fikrinizi paylaşırsanız sevinirim üzerinde durursanız cok sevinirim hocam.çünkü inanın doğrulugunu %100 test ettim onaylıyorum… hatta faydasını gördükten sonra tüm paramı taşlara yatırdın 15 gün önce 240ytl lik taş aldım ve sonrasında zaten hayatım değişti tüm çakralarımın tıkanmış oldugunu ve biçok konuda kendime zulmettiğimi fark ettim

evet anlıyorum zaten ayet bile taşlardan anlamlı olarak söz eder

—hmm ayeti paylaşır mısınız

yani insanın katı kalpliliğini ki ciddi bir psikolojik rahatsızlık sayılır katı kalplilik… taşlara benzetir onların kalpleri taşlar gibi kaskatıdır der sonra da devamla taştan da katıdır der çünkü nice taşlar vardır ki şak şak olur yarılır içinden sular fışkırtır… şifalı suların kaynağı da aslında taşlar sayılabilir taşlardan adeta şifa fışkırır; kalplerden de güzel duygular fışkırmalı ki taş! denmesin

—hmm anladım

Ayrıca malum Hacerul Esad vardır siyah renkli kabede hac için… o gerçi bir ibadet anlamlıdır kutsallığı vardır ama eller sürülür ona gözler sürülür bilirsin… Hz. Ömer hatta bir keresinde senin taş olduğunu biliyorum Peygamberim sallallahü aleyhi ve sellem el sürmeseydi sana el sürmezdim diyerek bize Allah ile aramızdaki sebeplere bakışta bir denge getirmektedir Taşın diğer fonksiyonları da var cephane olması var mesela zikretmeleri tesbih etmeleri var bir Kutlu El’de…

—evet hocam !

Peygamberimiz eline doldurmuş düşmana sacmış onlar görmez hale gelmiştir adeta bomba gülle tesiri olmuştur, Bir de taşın psikolojik hastalıkların hemen tümünün kaynağı veya körükleyicisi deyim yerindeyse başpiskopat!!! baş psikiyatrist adeta şeytana karşı önemli etkisi vardır. Hac’da şeytan taşlama yapılır, o taşlar günah süslerine karşı ki günahlar psikolojik rahatsızlıkların temel kaynaklarının başında gelebilir, günahların temsilcisi şeytanı uzaklaştırma adına önemli etki irca ederler. Ama taşın bir de günaha ceza olma şekli var ki geçmişte isyankar toplulukların taş kesilmeleri var!
Taş aslında bizim aslımız ham maddemiz yani bir ayette ister taş olun ister demir yine dirileceksiniz der… ve tabi dönüş yerimiz mezar taşlarımız… hayatımız hep taşlar içinde gelişiyor tamamlanıyor… Akik taşlı yüzüğün kullanılmasının sünnet olduğu da bilinir

—vayyy çok güzel bilgiler bu arada ben su anda kızılderililerin kabile reisi boynunda değişik değişik taşlardan oluşan bi kolye taşır ya sırf taşlardan oluşan bi kolye aynı onun gibi bi şey taşıyorum üzerimde 19 değişik taş varbunlardan en önemlilerinden biri obsidyen diyebilirim kendi hatalarının farkına varmanı saglıyor kendi yanlışlarının ve böylece öfkeyi yok ediyor

evet ne hoş… yani insanlar boyunlarını kollarını kuyumcu dükkanı gibi servetleri hapsedeceklerine renkli güzel taşlar takmaları daha hoş ve doğal olurdu

—Efendimiz s.a.v. kendisine bi zat gelip “Ey Allah ın resulu bana 1 tek şey söyle de onu yapıp Allah ın cennetine gireyim” diye sorar Efendimiz de ona “öfkeni yen öfkeni yen öfkeni yen” der
evet ben inanılmaz mutluyum ve Allah a şükürler olsun

haklısınız gerçek pehlivanın rakibini yenen değil öfkesini yenen olduğunu söylemesi gibi…

Ulemâ, Resulullah (s.a.s.)’in yüzük taşının akik veya göz boncuğundan olduğunu söylemişlerdir (Bunların ikisi de Habeşistan ve Yemen’den çıkarılır). Bazen de kara taşlı bir yüzük taşımıştır. Ayrıca Peygamber Efendimiz yüzüğünü bazen sağ bazan da sol elinin küçük parmağına takıyor ve taşını avuç tarafına çeviriyordu. Enes b. Mâlik (r.a.) şöyle der: Resulullah (s.a.s.) sağ eline gümüş yüzük taktı. yüzükte Habeşistan’dan gelmiş bir taş vardı. Yüzüğün taşını avuç içine çevirirdi (Müslim, Libas, 62). Başka bir riveyette de sol elinin küçük parmağına işaret ederek “Peygamber (s.a.s ‘in yüzüğü şunda idi” diyor (Müslim, Libâs, 63).

—çok merak ettim ne taşıydı acaba siyah olan

yukarda diyor akik veya göz boncuğu göz boncuğu nedir bilemedim

—hmm hocam bi şey daha var paylaşmak istediğim şimdi şöyle diyim

buyrunuz

—ben madde kullanmıştım.açık konuşiyim hani normal değildim ben yani şiddetli takıntı sorunum vardı yaptıgım şeyler her gün her zaman birinin aynıydı madde kullanımı olmuştu..yani hayata dair zevk almayı başardıgın bişi olmayınca insan bu yola hele günümüzde…kolay sapabilio

evet anlıyorum

—bi madde var gunumuz gencleri arasında cok yaygın olan ecstasy bundan kullandım yani bagımlısı falan olmadım ama 7-8 defa içtim onun dışında karanlık bi kuyunun dibinde gibiyim
kendime gelmek derken hani vicdanımı rahatlamak amacıyla söylemiyorum bende kendine bakımsızlık vardı mesela şizofrenik bi özellik veya kafam sürekli önümde sürekli çok derin düşünceli hal … bedenime bakiodum böyle ne hale gelmişim ben diyotum o madde tesirindeyken bedenimde belli bölgelerin bitap olmuş oldugunu fark ediyordum
ben zaten uzun zaman önce kendimi kurtarmaya amacıyla bi yola girmiştim maddeleri denedim
doktorların maddelerini denedim pskoterapi denedim ancak bayagı bi büyüktü problemim

yani şu an kullanıyor musun hala

—yok hocam madde kullanmıyorum

tamam o zaman bir tavsiyem olsun

—buyrun

est… mümkün olduğunca az bahsetmelisin ki bilinçaltı eski hatıraları canlandırmasın ayrıca bilirim sen enerjik ve zeki üretici bir delikanlısın o zaman da demiştim mutlaka hayırlı bilime hizmet eden genç çevre arkadaşlarınla insanlara yararlı işlere kendini vermeye bak ki eski baskılar zorlamasın önemlisi zaten dünyadaki yaratılış amacımız malum

evet cok haklısınız hocam hayırlı yararlı etkinliklerde koşturmak… çoğu genç yanlılık ve akitvite boşluğundan bu tür alışkanlıklara yönelebiliyor bir de aile sorunlarından… aileden destek görmeyince ve psikiyatrik yardım almayınca samimi içten örnek olabilecek arkadaş çevresi de olmayınca maalesef alışabiliyor… gençlere de özendirici olmama adına bahsetmemek doğru olur

—evt hocam… velhasıl sorunlarımın çakralarımla çok alakalı oldugunu örgenince yoga ile ilgili de küçük çaplı bi araştırma yapmak istedim… şimdi orda yazanı özetliyim tüm dinlerde hedef “Aydınlanmadır” içindeki Tanrısal gücü harekete gecrimek söylenenlere göre bu kadın doğuştan Aydınlama ile dünyaya gelmiş ve toplu halde insanları aydınlanmaya ulaştırabiliyormuş kadın 86 yaşında ve resmine bakarsanız 30 yaşında dersiniz orada bi bilgi veriyor “eskiden bazen bi ömrün yetmediği aydınlanma gün gelicek tüm insanlar için mümkün olacak” diyor ki bu aydınlanmada kastettiği insanoglunun ulaştıgı seviye hani bi nevi ermek gibi bi şey tüm hastalalıklardan arınmak,saf Tanrısal huzur ve bu öğretiyle bi gün insanoglunun ölümü dahi yenebileceği bi şey

mmm bu tür bilgiler tabi bize uzak görünüyor, elimizde Kuranı kerim ve Peygamberimizin getirdiği hadisler olduğu için bunların dışında bu tür yaklaşımlar bireysel ruhsal deneyim olarak kalabilir ancak bunu bilmelisin… insanda asla tanrısal güç yoktur aksine tamamin aciz zayıf bir varlıktır
hem maddi bedensel olarak hem de duygusal ve ruhsal olarak… firavun demiştirn bende tanrısal güç var diye onun akıbeti de malumdur bizde secde vardır tamamen yere kapanıp acizliğimizi ilan etmek vardır böyle düşüncelere karşı dikkatli olmanı tavsiye ederim

—Tanrısal güçten kastı hocam ruh… hocam düzeltmek isterim yaratma babında deil.. kalbin bir melek gibi duygulandıgı saf iyi niyet hali

Bu inanışın anlayışın ve uygulamanın alası bizim kültürümüzde en sağlıklı şekilde zaten mevcuttur yani öz kaynağımız berrak ve çağlayanlar gibidir bulanık sularda avlanmanızı tavsiye etmem doğrusu… budizm hinduizm bunlar beşeri ruhsal deneyimlerin ürünüdür, Peygamberleri de vahy ile irtibatları da yoktur ve ne dini ne de bilimsel bir ağırlıkları olmaz, evet bazı ruhsal problemler yaşayanlar kendilerini zaten yoklukta boşlukta zorlukta hissettiklerinden o yanlışlarla da kendilerince rahatlık hissedebilirler, nitekim nice insanlar vardır ki içerler zina ederler oh rahatladım be derler yani…
Şunu düşünebilirsinyoga yapıyor 6 ay aç duruyor hayret diyoruz ama bu haram bir eylemdir
ya da bedenine kanca geçiriyor arkadan araba çekiyor şurasına burasına şiş geçiriyor ruhsal güce ulaşmış olabilir ama ruhsal gücü böyle kullanmak dinimizce haramdır, meditasyon dediğiniz derin düşünmekse bunun karşılığı Kuranda yüzlerce ayette geçer: “Tefekkür!”… Hem de Allahın güzel sanat eserlerini düşünmek.. Ayrıca Tasavvufun salim sağlıklı berrak yönü tarih boyu nice Abdulkadir Geylaniler İmam Rabbaniler Şeyh B.Nakşibendiler vb büyükleri örnek yapmıştır…
şifa konusunda da böyle…

—cok haklısınız peki son bi şey isticem hocam islamdan da bazı örnekler gösteriyor.yani bazı ayetlere başvuruyor. aydınlamanın ne olduguna dair

Evet nirvana diyorlar bu tamamen vahiyden kopuk bir hind budizm inanışıdır. Hinduizmde kast sistemi ile ruhun acı çekmesi ve bunun tekrarı vardır yani reenkarnasyon böylece öbür aleme gide gele buradaki kast basamaklarından yukarılara acılar çekerek yükselerek bir çeşit ruhun mutluluğu sağlanmış olur o inance göre ki bu tefrit sayılabilir ruhu tamamen kaderine terk etme gibi. Buda buna tepki olarak ruhu almış alabildiğine kendi başına tanrısal aydınlanmaya ulaşabilir yolunu açmıştır ki bu da insana tanrısal bir güç yüklemekle ifrata kapı açmıştır. Vahiyden yoksunluk dengesizlik getirir. Yahudilik Hıristiyanlık da böyle değil miydi? Yahudilikte madde dünya ön plandaydı hristiyanlık bozulmuşa bozulmuş tepki veriverdi İsadan uzak dönemde. İnsan Tanrı dedi çıktı işin içinden. Bunun tarihi Firavuna daha öncesine başa Şeytana dayanmıyor mu? Kendi aydınlanmışlığını fazla görmedi mi, Ademi küçümsemedi mi, yeteneklerine bakarak adeta Tanrılaşxarak Allah karşısında alternatif bir tanrıcılık misyonuna soyunmadı mı bütün insanları cehenneme dolduracağım kim der? Ancak Allah diyebilir. Cehennem onundur çünkü. Ama şeytan bunu bile söylemiştir. İşte Hakka boyun eğmeyen her inanış şeytanidir denebilir.
Allaha yaklaşmak mı aydınlanma tanrılaşmak mı? Bizim kültürümüzde kullukla aydınlanılır sonsuzluğa imanla erilir secde ile başlar yücelir gerçek özgürlük ve aydınlanma budur, sırtında binler kitap taşıyan merkepten farksızdır kafaların sadece aydınlanması…
Aydınlanma, kulum bana farzlardan sonra nafilelerle yaklaşır onun eli gözü ayağı olurum hakka onlarla duyar görür yürür sözüyle gerçekleşebilirl
Bak hedef ortak gibi görünse de yollar yöntemler vasıtalar farklı.
Dinimizde güzel sonuca güzel vesilelerle gidilir lütfen unutma kardeşim.
Elimizde dediğim gibi kuran hadisler ve yazılmış güvenilir eserler var bence önce dinimizin ruh boyutunu çok iyi anlamalı öğrenmeli bu tür uç inanışlar insanı saptırabilir kardeşim

inancıngölgesinde sitesini tavsiye ediyorum istersen linkini verebilirim ruhsal olaylara dair

—tabi cok iyi olur memnuniyetle incelerim,


http://www.inancingolgesinde.net/index.php/content/category/4/29/46/

Ayrıca şu sitede geniş bilgiler bulabilirsin

http://www.islamvebudizm.com/

—meditasyon ve yoga budizmle mi ilgili hocam

hinduizm ve budizm ikisi de ruh hareketidir acı çekmeyi seçerler aydınlanmak için.. yukarıda açıkladığımız gibi… Şu adreste geniş bilgi bulabilirsin ayrıca

—hocam benim tek ihtiyacım olan arzuladıgım rahatlıga kavuşmak bunun için de günde 10dk ilgili taşı cakra üzerine koyarak tedavi bu meditasyon ya da yoga bi dinin ibadeti mi peki son olarak

şimdi kardeşim bir taşı yüzükle kolye ile takmak ve şifayı sadece Allahdan beklemek başkadır bilirsin bir de bunu bir ruhsal tanrısal güç diye düşünerek yapmak başka… dinimizde şifa yolları hem dua hem bilimsel tıbbi yöntemler hem de sosyal faaliyetler olarak temelde üç ana maddede özetlenebilir

—evt

dinimizin temel kurallarına inançlarına ters düşmediği sürece taşlardan da tabiattan da tabi ki yararlanılabilir ilaçlar zaten tabiattan geliyor..

—duaların şifası konusunda da kendi yaşadıgım bi olay var %100 fayda gördüğüm anlıyorum hocam bu açlık konusu vs dinimize elbet ters düşücektir fakat bunu nasıl anlatabilirim gizli hazine de enerji kanalları yani çakralar tıkanık oldugunda ne tip rahatsızlıklar cektiğimiz yazıyo.

bahsettiğiniz konularda cidden bilgim hiç olmadı … ama dediğim gibi çevrende mmutlaka bilgili ve ahlaklı gençlik arkadaşları ile güzel hayırlı hizmetlere yönelirsen zamanla her konuda Allah yardım şifa yollarını çogaltacaktır

—hocam size bu meditasyon ve yogayı araştırma sebebim hakkıında bi şey sorucam eğer daha sonra 10dk vaktiniz olursa

Şimdi baktım şu adresi buldum çok hoş

http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=show_qna&id=5797


http://www.harunyahya.org/sosyal/budizm/islamvebudizm1.html

bu sayfa doğrudan islam ve budizm mleditasyon açıklamaları var geniş

—hocam bu arada meditasyon ya da yoga budizm mi yani budizm benim bildiğim rahiplerin dilendiği bi din

evet budizm budanın kurduğu bir din buda zengin bir prens ama içe dönük düşünce yönü var bir gün sokağa çıkıp hastaları fakirleri dert çekenleri görünce içlenir ve sarayı terk edip ormana yönelir oldukça uzun bir süre bir ağacın altında aç susuz aylarca düşünceye dalar ve kendine göre bir kısım ruhsal deneyimler yaşar..
Ha kardeşim ruh sonsuz Allah’dan geldiği için tabi ki madde ötesi yönleri yetenekleri vardır kafir denilen inanmayan bir insan bile yemese içmese ruhsal düşünceye yogaya meditasyona rahipçe manastıra kapanmaya başlasa 40 gün içinde madde ötesi olaylarla irtibat kurmaya başlayabilir
var mı gücünüz 40 gün b.ir tutam günlük ot yiyerek ruhsal dünyanızı geliştirmeye… bu varsa siz de madde ötesine perde aralayabilirsiniz ama bu değildir ki hedef İslam ruh dini değildir madde dini de değil hem beden hem ruh hem dünya hem ahıret iki hayatı birden kucaklar… uzattım özür

—yani bu bedensel rahatsızlıklarımdan kurtulmak için başka ne kullanabilirim bilemiyorum yogayı bilmiyorum meditasyonu da bilmiyorum ama..

yani aynı şeyleri söylemek durumundayım…. kuran hadisler alimlerimiz ve güzel bilimle uğraşan ahlaklı arkadaş çevresi diyeceğim… Psikiyatrist diyeceğim… dinimizi iyice öğrenmek diyeceğim… yoga diyemeyeceğim ama dediğim gibi daima insanlara hayırlı hizmetler yapmakla yükümlüyüz ibadetler yanında bu arada bu kitapları da okuruz taşları da taşırız evet verdiğim temel siteler inancımızın esasını anlatır bence onlara tam güvenip hareket edebilirsiniz

— şimdi neden yoga diyince direkt hinduizm ve budizm den söz actıgınızı daha iyi anlıyorum

evet doğru onlar iç içedir

—şimdi daha iyi anlıyorum

e kardeşim zeki gençtir

—saolun hocam herşey için çok teşekkür ediyorum

est kardeşim allah razı olsun güç kuvvet direnç versin

YOGA MEDİTASYON MUSTAFA AYDIN

http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=show_qna&id=5797

Reiki vb. gibi insandaki bio enerji kullanımına dair uygulamalara İslam’ın bakışı nedir?
Değerli Kardeşimiz;

Yoga İslam kültüründe olmayan ve aslı hindistana dayanan bir akımdır. Yoga yapılırken çeşitli düşünceler ve hareketlerle beden ve ruh rahatlatılmaya çalışılır. Eğer bu yapılan hareketler ve söylenen sözler islamiyete ve islami ruha aykırı ise bunu yapmak caiz değildir.

Diğer bir husus ise insanlar bunu bedensel ve ruhsal yönden rahatlamak için yapıyorlarsa, bunun yerine islamiyetin emrettiği ibadetleri yapmak daha iyidir. Çünkü yapılan ibadetler (namaz, oruç vs.) hem insanın ruhunu rahatlatır hem de insanın bedeni yönden sıhhat bulmasını sağlar .Ayrıca bu ibadetelri yapakla kendi dininin emirlerini yerine getirmenin verdiği bir huzur hali yaşanır. İbadet yerine yapılan sun’i hareketler ibadetin yerini tutamaz. Namaz ve oruç gibi ibadetlerin madden ve manen insana verdiği faydalar ilmen dahi isbat edilmiştir. Yüce rabbimiz kuran-ı erimde “Kalpler yalnız Allahı zikretmekle mutmain olur.” buyurmuştur.

Bu konuyla ilgili bir araştırma…

Yoga, reiki, meditasyon ne kadar masum?

Şehir hayatı beraberinde dayanılmaz koşuşturmacalar, yorgunluklar, stresler, çatışmalar, çekişmeler getiriyor.

Yorulan bedenler ve zihinler ertesi güne dinç kalkabilmek için yeni dinlenme ve huzur bulma yolları arıyor. Sürekli bir şeyler yetiştirme telaşı, konsantre olmakta güçlük çekme, dinlenmek için zaman bulamama, çabuk sinirlenme, kendini mutsuz hissetme şehir insanının artık kronik sorunlarından. Yapılan yürüyüşler, koşular ya da gidilen spor salonları fiziksel rahatsızlıkları kısmen bertaraf ediyor. Ama ruhen ferahlamak o kadar kolay olmuyor. Birçok insan huzur bulmak, hayatlarına düzen vermek ve kişisel becerilerini geliştirmek için birçok etkinliğin yanı sıra yogaya da yöneliyor. Yoga diyeti, reiki, zen felsefesi, meditasyon derken bu tarz uzakdoğu inanışları farklı bir şekilde ön plana çıkıyor.

“İntiharın eşiğinden yogayla döndü”, “Yoga boy uzatır, yağları yakar”, “Bedeni ve zihni eğitiyor”, “Depresyona birebir!”, “Yoga ile saf arzuyu bul”, “Yoga yapan çocuklar daha rahat uyuyor”, “İşte bilgeliğe giden dört yol” gibi başlıklar konuyla ilgili özendirmeerden sadece birkaçı. Zihinlerindeki sorulara cevap arayan insanların ruhlarındaki boşluğu gidermek için yoga, meditasyon, feng shui, zen felsefesi gibi şeyler alternatif olarak gösteriliyor. Bu tür uygulamalara sağlıklı yaşam, doğru beslenme, sevgi, mutluluk, pozitif düşünme, evrenle uyum, vücut enerjisini doğru kullanma gibi kavramlarla başlanıyor. Ama günah-sevap, dünya-ahiret, cennet-cehennem, Yaratıcı-kul kavramlarının içi yeni öğretilerle bir anda boşaltılıyor.

Modern yaşamın bir parçası gibi gösterilen ve yapılan uygulamalarla bunu anlatan pek çok şey insanların zihinlerinde iz bırakıyor. Yoga, reiki, meditasyon, Zen felsefesi vb. değişik şekillerde özellikle kadın dergilerinde karşımıza çıkıyor. Birçok televizyon dizisinde de bu tür ögeler özendirici bir şekilde yer alıyor. Yogaya ve onun gibi benzerlerine katılan insanlardan sadece spor yapmalarının ötesinde bazı öğretileri de yerine getirmesi isteniyor.

Yoga uzmanları, öğretiler olmadan yapılan yoganın jimnastik veya aerobik olacağını ifade ediyor. Onlara göre yoga; üç temel varlığımız olan fizik, zihin ve ruh planlarımızın mükemmel şekilde ahengini temin eder. Meditasyon ise, ‘mutluluğun yegane yolu’ olarak telkin ediliyor. Kişisel gelişimle ilgili eserlerde yer alan, hayatı ve benliği anlamlandıran temel kavramlara, Budist, Maniheist, Brahmanist, Taoist bakış açısıyla anlamlar yükleniyor. Yoga yapacak kişinin, bir köşeye oturup rahatlamak için tekrar tekrar yinelediği çoğu büyüsel içerikli söz yada sözcüklere (genellikle “aum/om”) “mantra” deniyor. İnsanlar garip bir şekilde, Hindu, Brahman, Budist, Taoist, Şintoist âlemin kainatta neye karşılık geldiği, kimden ne istendiği belli olmayan “mantra”larını söyleyerek şifa, afiyet ummaya çalışıyor.

Meditasyonla ne amaçlanıyor?

Liderliğini Maharishi Mahesh Yogi’nin yaptığı Transandantal Meditasyon (TM) hareketi de yoga gibi giderek yayılıyor. Onlar da aynı söylemi kullanıyor ve herhangi bir dini amaçlarının olmadığını söylüyorlar. Amaç olarak yine sağlıklı beslenme, enerjiyi dengeleme, huzur ve sükunet konuları öne çıkarılıyor. Mürit adaylarına “kendi inançlarınızı, dininizi değiştirmenize gerek yok” deniyor, ancak, her gün sabah kahvaltısından ve akşam yemeğinden önce olmak üzere iki defa büyük üstad Maharishi’nin resmine bakarak meditasyon yapmanız, transa geçmeniz gerekiyor. TM’nin, Türkiye’de 20 bin kayıtlı üyesi bulunan 5 derneği bulunuyor. Kamuoyunun çok iyi bildiği isimlerin sürekli tavsiye ettiği TM, her geçen gün daha çok insana ulaşıyor. Onlara göre TM, bir din değil. İlahiyatçılara göre ise transandantal meditasyon, Budist “aydınlanma”yı elde etmek için Hindu “Raja Yoga” üzerine temellenen bir din hüviyetinde. Bütün bu Hint kökenli kültlerin hepsinde reenkarnasyon düşüncesi bulunuyor. Çünkü bu, dinlerin temel inancını oluşturuyor. İlahiyatçı-yazar M. Enes Ergene, yoga ve meditasyon söylemleriyle Türkiye’de faaliyette bulunan grupların yoga ve meditasyonu bir nevi spor olarak lanse ettiklerini; ancak gerçekte yoga felsefesinin sosyo-psikolojik açıdan bir dini inanç biçimi olduğunu söylüyor. Tüm dünyada mistisizme ve metafiziğe ciddi bir yönelme olduğunu söyleyen Ergene, “Yoga ve meditasyonda dini sayılabilecek bir dizi rabıta ve trans biçimi, tören, sembol ve ritüeller var. Zaten Amerika’da kendilerini yeni ve kozmik bir dinin üyeleri olarak tanıtıyorlar. Ama Müslüman bir ülkede bunu din gibi tebliğ etmeyi stratejik bulmadıkları için bir nevi spor gibi takdim ediyorlar. Hepsi köken olarak, dünya görüşü olarak ve birer felsefe olarak Uzakdoğu dinleriyle ve özellikle de Budizm’le yakından ilgili.” diyor.

Spor görünümlü felsefeler

New age hareketlerde büyü ve sihir çok büyük bir yer kaplamaktadır. Uzakdoğu dinlerinin tüm büyü ritüelleri, Şamanizm gibi büyü temelli batıl inanışları ve tarih boyunca süregelmiş her türlü o kült inanış bu batıl dinle tekrar dünya gündemine getirilmiştir.

Falcılık, tarot kartları, ruhlarla bağlantı kurarak gelecekten bilgi alma aldatmacası, medyumluk ve kehanette bulunma gibi batıl inanışlar new age kültürünün önemli bir bölümünü oluşturuyor. Zaten Guru ismini verdikleri yoga uzmanları da genelde ruhlarla bağlantı kurdukları, medyumluk yaptıkları, tarot kartları ile geleceği söyleyebilecekleri gibi iddialara başvurarak insanları etkilemeye çalışıyorlar. Oysa gaybı da ve müşahade edilebileni de sadece Allah bilir. (Neml Suresi, 65) , (Cin Suresi, 26-27).

Onlara göre her insan özünde “ilahlık” enerjisi taşıdığı için, belli bir seviyeye geldiğinde “doğru – yanlış”, “günah – sevap” diye bir şey kalmamaktadır. Onlara göre insanın yaptığı herşey doğrudur.

Psikiyatrist Mustafa Merter: İnsan ruhuyla oynanmaz!

“Avrupa’daki uzun hayatım boyunca, yoğun bir şekilde meditasyon uyguladım. Türkiye’ye gelip İslam’la müşerref olduktan sonra, gitgide meditatif aktivitelerim ikinci plana düştü. Meditasyonu ben, psikoterapide bazı yardımcı metotlara ek olarak telakki ediyorum. Meditasyonu eğer bir dinsel uygulama gibi algılarsak bir süre sonra, zehir haline dönüşebilir. Çünkü meditasyon esnasında değişik bir bilinç boyutuna giriyor ve çıkıyor insan. Bir bağımlılık oluşabiliyor. Oradan bu boyuta geldikleri zaman, bir boşluk hissediyorlar. Dünyadan zevk alan, o hazları hissedemez hale dönüşüyor. Tekrar öbür tarafa dönmek istiyor. Fakat öbür taraftaki hali bulamadığı için, iki cami arasında bînamaz oluyor. Bu gidip gelmelerin sonunda insan, çok ağır depresyona girebiliyor.

– Nasıl tezahür ediyor?

Senelerce beraber olduğumuz bir arkadaşım, gül gibi bir karısı, güzel çocukları var. Psikiyatristlerin tanımını koyamadıkları bir depresyon yaşıyor. 70’li yıllarda Budist mabetlerinde kalıp, uzun süre meditasyon yapan bir çocuk. Ne bu dünyadan zevk alabiliyor, ne öbür tarafa gidebilir halde. Sokaklarda ruh gibi dolaşıyor. Ve o münferit bir vaka değildir. Geçen bir olay aktarıldı: Birisi, Azerbaycan’dan gelen bir şifacıya gidiyor. Kendinde bir rahatlama hissediyor. Ve yakınlarını da oraya gitmeleri için teşvik ediyor. Yakınlarından bir tanesi, “Bana vahiy geliyor” demeye başlıyor. Eşi de paranoid bir krize giriyor. O aile parçalanmak üzere. İnsan ruhuyla oynanmaz. Kendin pişir, kendin ye maneviyatı olmaz. İnsanın bu dünyada bir haz kredisi var. Eğer bu haz kredisi aşılırsa, artık hiç haz alamaz hale geliyoruz.

– Bu enerji alıp vermelere ne diyorsunuz?

İşin içinde enaniyet var. İşin Rahmani boyutu bitmiş. Büyük bir ego şişmesi oluyor. Bu insanlar yalnız şifada kalmıyorlar, ondan sonra “Ben Hz. Mevlana’yım, reenkarnasyonum. Ben peygamberim, ben Allah’ım” diyenler var. New age grupların temel öğesi, insanların ‘ben yaptım’ duygusunu yaşamalarıdır. Kulluk bilinci yoktur.

(Zaman.1.8.2004, Nuriye Akman röportajı)

Yoga din değilse ne?

Yoga bugünkü Hint dillerine temellik yapan Sanskritçede ‘boyunduruk’ etme anlamındaki ‘yug’ kelimesinden türemiş ve bedenin, duyguların ve zihnin tam kontrolü anlamına geliyor. Bu, bir taraftan vücudun, zihnin ve ruhun uyumu ve bütünleşmesi, diğer taraftan da kişisel ruhun “Evrensel Ruh”la(!) birleşmesi demek. N. V. Raghuram’ın Türkiye’deki yogacıların sitesinde yayınlanan makalesinde “Yoga yaparsam Hindu olur muyum?” sorusu sorularak cevap olarak, “Yoga din değildir” deniyor; ama bakın devamında “din” nasıl bir müessese olarak görülüyor:

“Yoga’nın bir dine ait olduğunu düşünmek, büyükbabanın yeni doğmuş torununa benzediğini söylemek gibidir. Din çoğu zaman bizi sınırlarken yoga bizi genişletir. Bizi köle haline getirmekten ya da dünyanın içinde boğulmaktan, ya da ben-merkezci olmaktan korur. Yaşam yolunda, kişi içsel tanrısal yönünü tezahür ederek büyüyebilir.”

Yine aynı makalede, “Yoga ile âşina olmayanlarımız onu genellikle Hindu dininin bir uzantısı olarak görür ve bilmeden pagan bir ritüelin bir parçası olmaktan çekindiği için yogadan uzak durur. Ancak, Yoga bir din değildir! Çünkü yoga, bilinen tüm dinlerden daha önce başlamış bir felsefedir!” deniyor.

Türkiye’ye sık sık gelen tanınmış gurulardan Shri Mataji’nin çalışmaları durumu en iyi şekilde özetliyor: Harbiye Askerî Müzesi’nin fuar salonunda düzenlenen yoga ayini sırasında katılımcıların Shri Mataji’ye taptıkları için ayaklarını bile öptükleri, ayaklarını yıkadığı suyu içtikleri medyaya yansımıştı. (Milliyet, 23.04.2002) Shri Mataji’nin büyük bir fotoğrafı ile tütsü, Hint müziği ve mumlar, Sahaja yoganın öğretildiği mekanlardan eksik edilmiyor. Eğitime katılanlara önce “aydınlama meditasyonu” yapılıyor, yani herkesin omuriliğinde olduğu varsayılan ‘kundalini enerjisi’ başın üzerine yükseltilip bağlanıyor! Ondan içlerindeki ‘saf çocuğu’ uyandırması isteniyor. Ancak, tüm bunlar, yapılırken Shri Mataji’nin fotoğrafının önünde mum yakarak ona doğru dönük olmak, onunla kalben transa geçmek şart! (06,12,2004, Sabah)

Medya yönlendiriyor

Birçok kadın dergisi ve gazete yoga ve benzeri akımları manken görüntüleri eşliğinde sayfalarına taşıyarak gündemde tutuyor. Ancak, bu tarz programlarda miskinliği bir yaşam tarzı olarak benimsemiş malum Hind fakirlerinin imajı yansıtılmıyor. Bu özendirmeler sayesinde artık kolejler, ilköğretim okulları, devlet daireleri, hatta bazı özel ana sınıflarında dahi çocuklara Hindli yogiler eşliğinde yoga yaptırılıyor.

Yoga, meditasyon, şifacılık, biyoenerji tedavileri, transandantal meditasyon gibi uygulamalar bu tarz inanışlarda büyük bir yer tutuyor. Astroloji, tarot kartları, falcılık, medyumluk bu kültürün önemli bir bölümünü oluşturuyor.

Sonu Budizm’e varıyor

Budizm putperest bir anlayış üzerine kurulmuş, çok tanrılı bir dindir. Bu anlayışla yetişen Budist rahipler tüm hayatlarını Buda’ya ibadetle geçirirler. Budizm, tevhidi kabul etmeyen, sadece insanın bazı ahlaki yönlerden gelişimini ve dünyaya ait ızdıraplarından kurtulmasını temel alan özünde çok tanrıcı bir felsefedir. Budizm, insanın dünyaya sürekli geldiği, bir önceki hayatındaki davranışlara göre bir sonraki hayatının şekillendiği (reenkarnasyon) düşüncesi üzerine kurulmuştur. Bunlar İslam’a ve Kur’an’a tamamen zıt düşüncelerdir.

Uçmak, suda yürümek!

Türkistan’da yetişen büyük velîlerden Ebu Said Ebü’l-Hayr’a bir gün, “Filanca kimse su üstünde yürüyor. Buna ne dersiniz?” diye sorulunca; “Bunun kıymeti yoktur. Ördek ve kurbağa da yüzer.” dedi. “Filan adam havada uçuyor.” dediler. “Sinek ve çaylak da uçuyor. Sinek kadar kıymeti var.” dedi. “Filan kimse, bir anda şehirden şehre gidiyor.” dediler. “Şeytan da, bir solukta şarktan garba gidiyor. Böyle şeylerin dînimizde kıymeti yoktur. Merd olan, herkesin arasında bulunur. Alış-veriş yapar, evlenir. Fakat, bir an Rabbini unutmaz.” buyurdu.

MUSTAFA AYDIN
Selam ve dua ile…
Sorularla İslamiyet Editör

http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=show_qna&id=5797


ÇOCUK YAŞTA SUİSTİMAL EŞCİNSELLİK 04.06.2008

—slm

slm hoşgeldiniz

—hosbulduk nasilsinz

teşekkür ederim kiminle tanışıyorum

—ben ……. ogrenci şu şehirde… hocam benim bir derdim var… derman bulamiyorum… dogrusu kimseye de konusamiyorum

Anlıyorum malum dermansız dert olmazmış, arayan da bir şekilde bulabilir… buyrun anlatın isterseniz

—bende escinsel hisler var ne yaptiysam kurtulamiyorum

bu konuda bir psikiyatriste psikoloğa gittiniz mi acaba

—cekiniyorum, utaniyorum birine yuzyuze konusabilecegimi zannetmiyorum

anlıyorum ama bu gerekli olabilir, malum ruhsal bir varlık olduğumuz kadar anatomik yapımız da var sini sistemimiz hormonel yapımız beyin hücrelerimiz, belli ilaç tedavisi ve düşünce terapisi gerekli olabilir… ne var ki bendeniz de bir şeyler diyebilirim ama yeterli olmayabilir…

—lutfen soyleyin

yani konuya hemen girmem mümkün olamaz tabi ki… sizi tanımalıyım memleketiniz inanç ibadet durumunuz aile yapınız ve çocukluğunuz konusunda bilgi verirseniz uygun olur…

—inancliyim…

çocukluktan gelen olaylar varsa bunlar önemli açıklamak ister misiniz

—cocukken yani cok kucukken hatirladigim seyler var … anlatirken bile utaniyorum..sanirim ben boyle icimde aciyla yasayicam butun omur gece gunduz Allaha yalvariyorum kac yildir degismek icin… şaşırdım ne yapacagimi

bu konuda öncelikle ümitsiz olmamalısınız, şu bakış önemli ALLAH VAR BEN SEN VARIZ HAYAT VAR, bu gerçekleri değiştiremediğimiz gibi, belli yaştaki deneyimler de var ve gelecek yaşayacaklarımız da….

Bütün bunlara BİRER DURUM olarak bakma durumundayız… Ve her duruma bir YORUM gerekir sonra da TUTUM sergilemek gerekir. Bir de elden TUTANLAR!…

Ya geçmişe takılıp gelecek durumları karartırız ya da güzel bakış açılarıyla düşüncelerle ve önemlisi aktivitelerle güzelleştirebilir geçmişi sildirebilir hatta gelecekteki aydınlık renklere de onları boyayabiliriz; ayet var Allah geçmiş ne olursa olsun onları siler ve yerine iyilik güzellik bile yazar…

Bilirsiniz inançsızlık kadar ümitsizlik de bir inkarcı özelliğidir… buraya gelişinizin veya bir başka yerdeki arayışınızın bir anlamı olmalı di mi? Bendeniz ne manevi açıdan ne de bilgi açısından yeterli olmayabilirim hatta bilemezsiniz hangi insanın çocukluğunda gençliğinde neler yaşadığını bilemeyizdi mi, şu an hepimizin belli günahları da olabilir… Sezen Aksunun parçasında dendiği gibi bir çağ yangını bu bugün masum değiliz hiç birimiz… Ama gidilecek hangi kapı var ki bizim ruhumuzu değiştiriversin ömrümüzü farklılaştırsın… “Tanrım beni baştan yarat!” deme durumumuz yok di mi?

—bu ibenim anlamadigim birsey su icimdeki bu pisligi ben istemedim nerden geldi bilmiyorum ama korkuyorum bir gunah hislemekten, simdi yillardir kurtulmaya calistigim bu pislik yuzunden gunah islersem, cezasini da mi cekecegim? yoruldum on yildir savasiyorum ve artik yenilgiyi kabul etmek uzereyim..

Şimdi kardeşim iki önemli hususu açıklamama izin verir misiniz sonra bir sorum olacak

—tabi

Tamam lütfen öncelikle sabırlı olalım aceleci davranmayalım hem duygularımızda hem düşüncelerimizde tabi davranışlarımızda da; hani bilirsiniz ön yargı iyi değildir insanlar arası ilişkilerde değil mi? Hiç Allah hakkında ön yargı doğru olur mu? Sonsuz rahmet merhamet af sahibi olduğunu bilmeyenlerden değilsiniz şimdi iki konuya giriyorum izninizle

Birincisi, insanın yaptığının ne olduğunun bilincinde olması farkındalığı, onu yorumlaması hakkında bir anlam bir değer yüklemesi ve bir sonuca varması… bu esas yaratılışımızın amacıdır, akıllıyız malum diğer varlıklar böyle fikirler kurup sonuçlara varamaz. Tabi çoğu insan da yaptığı her şeyin tadını alıp zevle sahiplenir günah nedir düşünmeyebilir, o da aklını kullanmıyor yaratılış amacına uygun düşünmüyor demektir

Ama sizde Allahın hoşnut olduğu bir tavır görülüyor. Yani siz durumunu değerlendirebiliyorsunuz Allah karşısında… Vazgeçmemişsiniz O’ndan ve bunun O’nun gücüne gidebileceğinii düşünüyorsunuz, vicdanınız eziliyor ruhunuz daralıyor, bir günahı bütün ruhunuzla kabullenmiş kalbinizi fikrinini ona bağlamış değilsiniz… Bu müthiş önem verilecek bir olaydır, hiç Rabbimiz buna önem veremz mi? lütfen siz de öncelikle buna önem veriniz.

—evet… tesekkur ederim beni anlamaya calisitiginiz degerli vaktinizi ayirdiginiz icin

Ben birinci yönünü anlattım arzu ederseniz ikinci konuya da değinebilirim veya sözünü etmek istediğin durum varsa sizi dinleyebilirim.

—tamam lutfen

Önce içinde bulunduğunuz durumdan memnun olmamanız bence çok olumlu ve çaplı bir adımdır ayet ve hadislere baktığımızda bunları görebiliriz, hani bilirsiniz şeytan isyan etmiş secdeyi terk etmiş yaptığı hatanın acısını çekmemiş aksine kibirle diklenmiş ve Allaha dönüş yapmamıştır. Oysa Hz.Adem cennette bir yönüyle cinsel bir yasağı delmiş olabilir ama sonunda yaptığının Allah karşısındaki durumuna bakarak üzülmüş Allahdan özür dilemiş ve affedilmiştir.

O Peygamberdir seçilmiştir örnek olacaktır bizler gibi sürekli hatalarda takılı kalmazlar ama örnek aldığımız için biz de benzer iç yanışıyla günaha baktığımız sürece, tekrarla elimizde olmadan işlesek bile Allaha dönüş çabası içinde olduğumuz sürece, Şeytan yönüne değil Adem yönüne yani Allaha yönelmişiz demektir lütfen bunu da unutmayınız…

İkinci konumuz da bu esasen ümit kesmemek asla, Allahdan başka gidilecek bir kapı olmadığını biliriz ne kadar hatalı da olsak yine ona döneriz… Bir şey soracaktım

—tabi

çevrenizde güzel hizmetler yapan arkadaş çevreniz var mı haftalık sohbetler gibi etkinlikler yapabiliyor musun

—pek sayilmaz hayir ben biraz utangac anti sosyal biriyim

Evet öncelikle bu konuda bir adım atmalısınız Bakın size iki şey edim !.Durumunuzu görmeniz buna içinizin yanması ve ümitli olma kapısından ayarılmama çamurlar içinde de olsak da yine gül tutabilme, Allaha el uzatmaktan geri durmama… çok önemli adımlar dedik

—evet

ÜÇÜNCÜ KONUMUZ BU olsun… Mutlaka güzel arkadaşlar edinip güzel çalışmalara yönelmemiz gerekir. Yanlızlık daima handikaptır zihin meşgul olmak ister siz onu meşgul etmezseniz o sizi meşgul edebilir. Özellikle bilinçaltı birikimleri boşluk boş an buldukça bilince doğru kabarcıklar gibi yükselmek ister. Ayette dendiği gibi onu boş bırakmaya gelmez bir etkinlik bitince mutlaka bir başkasına yönelmeli insan…

Şimdilik bu üç konuya temas etmiş oluyorum sizin ayrıca temas etmek istediğiniz şey varsa isterseniz alabilirim

—haklisiniz..ne desem bilemiyorum.daha sosyal daha caliskan daha inancli olmaliyim ama olmaliyim diyerek basladigim hic biseyi olamadim bugune kadar insallah bu sefer olurum

Bakın burda da güzel farklı bir potansiyel göründü yani başladığınız şeyler…

Bu böyle sürüp gitmeli pes etmemeli yani olmasa da tekrar başlamamlı bu iradenin kavgasıdır imtihan budur ve Allah içimizdeki bu iyi niyetlere amaçlara bakacaktır, yapabildiklerimizden çok…

Önemli olan günahla beraber ondan tiksinme yüreğin yanması ve içi yana yana devamlı yeni arayışlar içinde olmak bu çok önemli bir tutumdur bence böyle uğraşmaya devam etmelisiniz şeytanın asıl istediği insanın cepheyi bırakıp gitmesini sağlamaktır Allaha her dönüş ve özür şeytanın canına okur, ruhumuza da direnç verir.

—savaşa devam diyorsunuz yani keske savasşçı bir ruhum olsaydi bir de

Ama çok güzel söz ettiniz :”Savaşa devam!” Biliyorsunuz aslında şeytan bu sloganı savurmuştu küstahça Allah karşısında senin insanlarını baştan çıkaracak onları hep cehenneme sürükleyeceğim hayat boyu!… Hayat boyu dediği de kıyamete kadar bakın!… Sizin “Savaşa devam!” demeniz şeytanca arzularla savaşa ve secdeye devam demektir! Şeytan kararlıdır isyandan tevbeye ve secdeye dönüşü döşünmez, biz aksini yapacağız. Savaşırken onunla sve bizden yapmamazı istedikleriyle vavaş edeceğiz yani teslim olmak şeytanın cephesini seçmektir, nefsimiiz vardır melek değiliz kardeşim, Allah bile bile nefsi vermemiş midir önemli olan bu nefse rağmen Allah cephesini seçme mücadelesidir

—halbuki benden daha korkak, kolay pes eder birini görmüş de değilim
Evet inşallah bu cümleyi değiştirmek elimizde olacaktır. Siz korkak kolay pes eder dediğiniz durumda olsanız bile bu cümleyi olumluya çevirip taklitle de olsa kendinize tekrar ediniz tavsiye ediyorum. Peygamberlerin Sahabenin Ecdadımızın tarih boyu cesaretlerini düşünün mesela tabi başarılı güven verici tebessüm çehreli ve coşku lie güzel çalışmalarda koşturan arkadaş çevresi diyeceğim yine izninizle…

İnancınızla bakarak “Onlar Allahdan baştka bir şeyden korkmazlar!” ayetini düşünün lütfen. Böyle devam edin o kapısından ayrılmayanları asla zayi etmez yolda bırakmaz kesinlikle ayet böyle der Evet bakın bir gerçek var hem ayet ve hadislerde geçer hem de modern konuları işleyen bilimsel psikolojik gelişim kitaplarında insan her duygu ve düşüncesiyle kendisine bir koza örer buna patern diyorlar bir öfke modu bir üzüntü modu bir sevinç veya bir zevk modu gibi bir durum içinde olur her insan her gün her saat hatta kimi zaman an be an değişebilir… Tıpkı bulutların geçmesi gibidir bu geçici kararır ruhumuz temiz sayfamız karalanabilir ama güneş hep vardır hep parlaktır temizdir ve mutlaka o bulutlar açılıp bize tebessüm edecektir böyle düşünmeli Siz mutlaka güzel etkili arkadaş çevresi edinmelisiniz bence … Üniversitenizde mutlaka bulabilirsiniz, açıkça diyebilirim mesela sızıntı okuyan bir arkadaş görürseniz çevrenizde hemen oturup arkadaş olun samimiyetle sürdürün neler olacak bir görün :))

—evet

kurannuru.wordpress.com/

Bu arada buraya hemen girerseniz sevinirim oradan psikoloji ile ilgili bölümlere gidebilirsiniz böyle sizinle yaptığmız gibi msn görüşmeleri yaptığımız üniversiteli genç arakadşlarımızla söyleşilerimizi okuyaliblirsin video klipler izleyebilirsiniz….

—hic benim gibi bir sorunu olan birini tanidiniz mi

Evet ama siz cesursunuz farkında değilsiniz, yüreklisiniz bilinçlisiniz derin derya gibisiniz içinizdeki cevherleri görememişsiniz

—estagfrullah kendimi gercekten birsey zannedicem

umarım dediğim gibi kültürlü iyi genç arkadaşlarınızla güzel çalışmalar kariyeler yaparasınız

—tesekkur ederim insallah

aslında böyle dertli insanlar çok güzel hizmetler yapabilir vatanlarına ailelerine milletlerine ve insanlığa biliyor musunuz

—dertlerini unutmak için çalışmaya başka şeylere mi adıyorlar kendilerini

Bakın hemen farklı boyutta düşünmeyi gösteriverdiniz ama bir ilave edelim dert unutmak kadar karşıdakinin derdini görünce kendi dertlerini unutup onun dertleriyle dertleniverirler bunun kadar Allah katında değerli bir şey yoktur inanın ve affedilemeyen çok günahın böyle affedilebileceğini biliyorum kitaplarımızdan yani başkasına güzellik yapmak kadar insanın içinde bulunduğu olumsuzlukları temizleyen bir iksir yok gibidir anlayacağınız hepimizin farklı boyutta renkte bir derdi var tabi ki… ama Allah Settar dır örtücü… hepsini örtüveriri siliverir… yeter ki güzellik için insanlara el uzatalım

Bakın OLUMSUZ GİBİ GÖRDÜĞÜMÜZ ÇOK YÖNLERİMİZİ OLUMLUYA ÇEVİRMEK DE MÜMKÜN… Gübreler de gül bitirir kan seruma çevrilebilir

—hocam cok tesekkurler sohbet icin daha fazla vaktinizi almayim arada gorusebilr miyiz yine?

est.. ne demek ne zaman isterseniz… ama acizane yazdıklarımı unutmayınız dört konuyu hatırlayınız… özellikle ümit ve güzel arkadaş çevresi… ben teşekkür ederim ilgi gösterdiğiniz için Allah yardımcınız olsun her konuda

—sagolun iyi geceler

size de kardeşim


AŞAĞIDAKİ AÇIKLAMA SONRADAN EKLENMİŞTİR

Günah Allah’dan uzaklaşma nefsin O’nu tanımaz yanını harekete geçirme eylemidir denebilir. Allah helal haram sınırları çizmiştir. Ağız vermiş yenecek içilecek helal karşılıklarını da yaratmış ve haramları belirtmiştir Efendimiz de Allahın verdiği yetki ile bazı haramlar ilave etmiştir, yırtıcı hayvanların yenmesinin haram olması gibi. Aynı şekilde cinselik, şehvet duygusu vermiş ve bunun eşler arasında meşru çizgilerde aile helal platformunda karşılanması sınırlarını getirmiştir.

Günah ayet ve hadislerle bize çizilen duygu düşünce ve davranış sınırlarını çiğneme ihlal etme anlamına gelir. Bunun tedavi ve restorasyonu da içte tövbe ve yanışla dışta güzel tutumlar sergilemekle olabiliyor.

Ama bu ihlalde israr etmeme ve önemlisi bunun ruh kalp vicdan akıl tarafından tamamen benimsenmemesi bir günahta israr edilmemesi özellikle de başka insanlara ve topluma taşınmaması ve de haksızlık ve zulüm haline dönüştürülmemesi konusu çok önemlidir.

Bireysel kalan her günah Allahın Settar ismiyle örtülür gizlenir affedilir. Başkalarıyla paylaştıkça yaygınlaştırdıkça sürekli hale getirdikçe bu gizlilik şahsilik affa layık olma hali gittikçe ortadan kalkmaya başlayabilir.

O kadar ki bu tür günahların toplum tarafından yaygınlaştırıldığı Lut kavmi dünyevi helak olma cezasını daha bu dünyada iken görmeye başlamıştır. Kuran bu konuyu ve Peygamberin uyarılarını dile getirir. O kadar olumsuz bir mahiyet kazanmıştır ki bu hastalık, sıradan günlük bir olay haline gelivermiş hatta Peygamberin evine gelen genç erkek şeklindeki meleklere karşı bile Peygambere gelip küstahça taleplerde bulunmuşlardır. Nebi toplumsallaşan günahların felaket getireceği endişesini taşımış olmalı ki onlarala bile güzel aile yuvaları kurmaları teklifini bile getirmiş, onları evlendirebileceğini belirtmişti.

Peygamberimizin benzeri konuda davranışına dikkat çekmek isteriz. Zina eden iki kişi sırayla gelmiş Efendimize israrla itirafta bulunmuştu. Peygamberimizin yaklaşımı çok önemlidir. Bunun bireysel kalmasını istemektedir ve gidin tevbe edin Allah affeder demiştir. 4 kez israr edilmesi karşısında konu toplum hukukuna girmiş sayılmaktadır müeyyide sonra gelmektedir. Hatta onların bu durumlarına tepki gösteren birine Peygamberimiz O öyle bir tevbe etti ki bütün günahkarlar o tövbe ile affedilebilirdi buyurmuştur.

Bundan şunları çıkarabiliriz kısaca. Hangi günahı işlenmiş yaşamış hatta alışmış olursak olalım bu kişisel planda gizli kalmalı yaygınlaştırılmamalı; tabi ki gizli yapılan günah da günahtır o da bir virüs gibi insan ruhunu kirletir ama mesela iftira vardır ki zinadan bin beterdir.

Hayrı sevabı çoğaltmanın yolu başkalarına yararlı olmak bunu toplumsallaştırmaksa, günahı zararının büyümesinin yolu da kuşkusuz bunu yaygınlaştırmak toplumsallaştırmaktır. Ve iyi ve kötü çığır açanlar öldükten sonra da o yolda yürüyenlerden eksi artı puan paylarını kazanmaya devam ederler.

Bu açıdan bireysel yaşadığımız kötü deneyimler günahlar bizi batırmamalıdır ve bağlamamalıdır, bu topluma yapacağımız yararlı işlerin de batırılması anlamına gelmektedir. Bir kötü durumdayken pek çok iyi durumları berhava etmek ve pek çok kötü duruma kapı açmaktır. O bir iki kötü durumu orada sabitlemek dondurmak buzdolabına almak gerekir. Onu zihinde kopyalayıp durmak kendimize çevremize psikolojik zarar vermektir yapacağımız güzel hizmetleri engellemektir. Ben kirliyim temiz insanların yanına gidemem… E temizlen kardeşim derler. Kirli kalmakta kirli olduğunu düşünmekte temizlenemem fikrinde sabitlikte israr etmemelidir.

Öte yandan bu bir iki günahla işinin bittiği düşüncesi tamamen yanlıştır, Allahı tanımamak hatta “Ben bitmişim ne yaparsam yapayım ben düzelmem artık sen beni affetmezsin!” der gibi bir itham ve Rahmetini daraltma sınırlandırma gibi bir durum söz konusu olabilmektedir.

Evet şu noktada siz ve benzeri durumda olanlar haklı gibi görünüyorlar. Yani neden falan gibi bir aile çevresinde eğitim çevresinde toplum çevresinde doğmadım büyümedim ben. Neden şu şu kötü davranışlara maruz kaldım. Ben kötü biri olarak yaratıldım ki bu kötülükler başıma geldi. Öyleyse hep böyle kötü kalmaya mahkumum!… Özellikle küçük yaşta ya da herhangi bir yaşta suistimale uğramış kızlarımızı düşününüz. Tabi ki travma yaşanması söz konusudur mutlaka psikiyatrik tedavi psikolojik yardım ve terapi alınmalıdır. İnançla beraber bunun yapılması ise fevkalade müessir olabilir.

Üç bakış sunulabilir bu gibi durumlarda. Yaratıcıyı inkar ya da isyan etmek. Allah korusun ve her şeye sınırsızca dalmak. Ama vicdan susturulamadığı ruh mutlu olmadığı için bunalımlar psikolojik rahatsızlıklar hatta sağlık problemler vb sorunlar hep baş gösterecektir. Doğrusu inançsızca psikolojik sorun yaşayacağına insan inançlı olarak yaşamalı bunu da hafifletmenin yollarını mutlaka araştırmalı desteklere kapalı olmamalıdır.

Ya da inançlı insan olarak yine de erken ya da yakın dönemlerde insanın yaşadığı olumsuzlukların manevi baskısı altında kalıp ciddi mutsuzluklar yaşamak, depresyonlara ve doğal olarak başarısızlıklara girmek.

Üçüncüsü ve en doğru olanı ise inancımızla ibadet ve dualarımızla yönelmek, olaylara dengeli sağlıkla bakışla bakmaya çalışmak, uzmanlardan bilginlerden ve güzel yaşayanlardan destek almak.

Ve şu önemli pencereden bakabilmek:

İrademin dışınca seçimim olmadan başıma gelenler imtihan dünyasında olmamızın gereğidir. Reşit olmadığım dönemde kim bu yanlışlığı yapmışsa o sorumludur ben değil. Kaldı ki o kimse için bile tevbe kefaret ve temizlenme kapısı daima açıktır kaldı ki benim için kapalı olsun!

Sorumlu olmadığıma göre kendim bunu sorun haline getirmemeliyim. Felaketi ikileştirmemeli çoğaltmamalıyım!

Bakın bir ayette dendiği gibi, dünyada gelen belalar savaşlar hastalıklar musibetler depremler vs. masumları da alıp götürüyor; bu arada bir kısım azmışların zulümleri cezalandırılmaları sebebiyle belalar yeryüzüne toplumlara inse bile bu masumlar onların elleriyle adeta cennetle ödüllendirilmiş oluyor.

Benzer bakış açısıyla şöyle bakılabilir: Küçük yaşta bana bazı kötülükleri yapanlar ciddi tövbe etmez rahat yaşarlarsa zaten onlar kaybetme kuşağında yaşıyorlar ben böyle kalmamalıyım, Allah Adili Mutlaktır onlardan zaten hesap soracaktır. Bana gelince evet ruh dünyamda sıkıntı yaşadım yaşıyorum ama bu deneyimlerden bir ders çıkarmalıyım hatta bunları birer vesile saymalıyım.

Herkesin farklı bir derdi vardır benim imtihanım bu tarz bir deneyimle başlamıştır. Beterin beteri vardır. Toparlanmalıyım, bir kanser mikrobuna yakalanan insan gibi en azından mücadele etmeliyim.. Söz gelimi benim düştüğüm durumlara yavrularımızın düşmemesi için eğitime öğretime manevi hayata ahlaka gereken önemi vermeliyim hassas olmalıyım, kendim ailem çevrem toplumum insanlık adına kendimi adamalıyım. Bu bana bir kamçı olmalı ateşlemeli gayrete gelmeliyim himmetimi yüksek tutmalıyım.

Ya da şöyle düşünmeliyim: Allah nasıl ki bazen kuluna hastalık verir ta ki gençlik ve sağlık coşkusuyla heyecanlarının kabarmış duygularının kurbanı olmasın zevklere dalıp esas ebedi alem yolculuğundaki konumunu ve görevlerini unutmasın, bazen katlanılmaz bu gibi sıkıntılar karşısında O her derde derman olana iltica etsin ondan yardım iç huzuru ve güç istesin…

Ve şöyle bir cümle nasıl karşılanır?
Allaha içten iltica etmek duygu seli haline gelebilmek için günahlara bulaşmak lazım… Asla!..

Hele iyi ki günah işlemişim denir mi?

Ama Rabbim günahlarımı affet diyebiliriz. Günahı kabulleniriz ama Onu silecek olanın olduğunu da biliriz.

Ve Peygamber ve özel anlamda evliya-Allah dostu yakını olan zatlar dışındaki insanların günah sonrası gözyaşı içinde Allaha dönüşleri, dönüşlerinde hissettikler de bir başka olur!…

Olmasaydı günahınız bunu nasıl diyecektiniz? Rahman Gaffar Settar isimlerinin sıcaklığını nasıl ruhunuzda esintiler halinde hissedecektiniz?

Nebice velice düşünüp “Yakınlaştıkça sana Rabbim sana uzaklığımı fark ediyorum buna hayıflanıyorum sana uzak kaldığım her dakika günahıma estağfirullah diyorum anlayışından da ne anlayabiliyor alabiliyorsanız anlamaya almaya bakabilirsiniz tabi ki.

Anne öfkesi hatta cezalandırması sonrası şefkat ve tebessümle açtığı kucağına koşma görüntüsü nasıl bir duygu verir insana. Ya da birbirini çok seven iki sevgili bir sebeple bir müddet ayrı kalsalar türk filmlerindeki gibi hani sonunda birbirlerine kavuşma anını yaşamaları gibi…

Melek değiliz melekler içinde de değiliz. Hem melekler içinde olmak bile bir meziyet değil bir yönüyle. İblise baksanıza melekler içinde olduğu halde sonradan ismini alacağı o şeytanca duygu ve düşüncelerle nasıl melek içinde şeytanlık oyununu oynayıvermişti. Ateşler içinde gül bahçeli İbrahim gibi olmalı insan. Dikenler içinde gül gibi ya da. Ya da çamurlar içinde belki ama bir elmas!
Bunu sağlayan imandır iman gözlüğüyle bakmaktır.

Tamamen dini bir çevrede yetişmek değil esas olan. İçi melekleşmiş insan haline gelmek için melek içlilerle beraber olmaya bakmak onlarla içlenmek lazım ki tüm kirlerimizden pak hale gelelim.

Rabbim bize böyle bakar O’na içten yönelişimize değer verir, inanın günahlarımız ne türde ve çoklukta olursa olsun affdeceğini vad buyurur. Bu bizim O’nun hakkındaki zannımız inancımız olmalı. Zira buyurur ki kudsi hadiste “Ben, kulum beni nasıl zannediyor biliyor inanıyorsa O’na öyle muamele ederim”. Çamura batmışız… El uzatan temiz giyimli biri var. Ben çamurluyum sana nasıl dokunurum bu kirimle denir mi hiç?… Kirlerimize rağmen temizliğe temiz insanlare el uzatabildiğimiz kadar uzatmalıyız ve Rabbimize….

Biz Rabbimizi kaybetme kaygısı taşıdığımız sürece günahsızlığa doğru yelken açıyoruz günahlardan ve sonuçlarından kaçıyoruz demektir, firarımız Allaha olmalı, önceki hayatımız ne derece günah dolu olursa olsun. Allah Müslüman olan insanın geçmiş puta tapma ve inkar olayını bile affeder kaldı ki günahlar!…

Bize düşen günahlara girmemeye çalışmak ama bir o kadar önemlisi de günaha girdiğimizde orda kalmamaya israr etmemeye hele hele asla yaygınlaştırmamaya bakmak

Eski olumsuz hatıraları utamamanın da güzel bir esprisi vardır. Bu anımsama sürekli Rabbe karşı insanın dudağının bir yanı sarkık, buruk bir yönelişi ve hisli bağlantıyı canlı tutar daima…

Ve madem bundan rahatsız oluyorsunuz demek ki kalbiniz bunu kabullenmiyor, onlar kalbinizin ruhunuzun malı değil, Allah da kalbinize bakmıyor mu zaten?

Madem bundan rahatsız oluyorsunuz demek ki o rahatsızlık verici bir durum. Demek ki siz erken dönemde rahatsız edici bir durumu yaşadınız anladınız. Demek ki artık yaşamamalısınız, rahatsız edici bir durumu kimse bile bile yaşammak istemez çünkü. Yaşamazsanız rahatsızlık vermeye devam edemez ki!. Bu da sizin gelecek adına bunlardan uzak kalmanızı sağlayacaktır. Yani niye yaşadım ki deyip üzülmemeli, madem yaşadım rahatsız oldum bir daha yaşamamalıyım demeli… Oldu yaşadı bir insan tekrar pişman olmalı yanmalı yine kapısına varmalı… (Ne var ki sürekli günah tekrarı hassasiyetteki tekrarı zayıflatır. Yani ilk günah pişmanlığındaki derinlik zamanla kaybolmaya iç yanışı ferini kaybetmeye başlayabilir ve nasılsa tekrar işliyorum der azmi kırılabilir zamanla duyarsızlaşabilir günah zevkinin rüzgarına kapılaibilir ve bir gün gelir iki taraftan birini tercih etme zorunda kalıverir alışageldiği günahları terkedemeyebilir tevbeyi terkedebilir. Günah fasit dairesi içine girmemeye bunu kırmaya kıracak güçlü pazulu dostlara her zaman ihtiyaç vardır)

Sanki temizlik takıntısı gibi bir TAKINTI haline dönüşüyor bakın eski bir deneyim. Vesvese nasıl büyütüldükçe insana zarar verici hale geliyorsa eski olumsuz deneyimleri zihinde tekrarlayıp durmak da bilinçaltımızı olumsuz motive ediyor ve ruhumuza bu sürekli yansıyor. Ve olumsuz mesajlarla bilinçaltımızı besleyip ben kirli bir insanım fikri saplantıya dönüşüyor, bilinçaltı kirlilği oluşturuyoruz kendi telkinlerimizle… Bizim iç telkinlerimiz zayıf kalıyorsa bize hakimiyet kurmuş nefsimize veya kimi takıntılarımıza karşı mutlaka çevremizden güzel arkadaşlardan nasihat eden büyük zatlardan dersler dinlemeli, yetersiz kaldığımız noktalarda onların ruhumuzu beslemesini bilinçaltımızı düzenlemelrini sağlamalıyız…

Eski günahların, uyarıcı iç yakıcı göz yaşartıcı kamçılayıcı Rabbe ve hizmete yöneltici misyonuna EVET!

Bizi vicdanımızdan koparıcı ruhumuzu hırpalayıcı Rabden ayırıcı yalnızlığa itici işlevine HAYIR!

Hz Vahşiyi getirdi aklımıza bu son dizeler. O, Hz.Hamzayı vurmuştu ama Nebiler Nebisi O Nur insan onun gönlüne iman nurunu vurmuştu, Müslüman olmuştu Hz.Vahşi , görüvermişti ki o mızrakla asıl kendi vicdanını vurmuştu. O Günah hatırası mızrağı hep yanına taşımıştı, hayırlı hizmetlerde koşturup durmuştu ve Yalancı Peygamberi aynı mızrakla yere sermişti… İnsan taşıyacaksa vicdanında günah ağırlığını bi rVahşi mızrağı gbii evet taşımalı ama onu en hayırlı şekilde değerlendirmeye hayra çevirmeye bakmalı vesselam…


AYAK UCUMDA BİR VARLIK KULAĞIMDA ŞARKI 24.05.2008

—merhaba ben dün size mail atmıştım ben … ne düşünüyorsunuz bunlar hakkında… gerçekten artık bilmek istiyorum… bazı aramalar yapmak istedim ama bunlarla ilgili pek bir şey bulamadım
falan şehirde yaşadığımdan şu anda… danışabilecek iyi bir müftü bulabileceğimi de düşünmüyorum burada… ve aklıma siz geldiniz

teşekkür ederim bu gibi şeyler genellikle yalnızlıktan ve tabi psikolojik yapıya bağlı olarak ve çevre sorunlarının baskısıyla insanda baş gösterebilir

—aslında üzerimde herhangi kişilerin baskısı yok bu konuda rahat büyüdüm burada okuduğumdan bir öğrencinin yaşayacağı sorunların dışında bir sorunumda yok ama evet yalnız olduğum doğru ama genelde insanlarla bir arada olduğum yerlerde bu ilahi müzikleri duyuyorum yanı… neden yalnızken değil de insan içinde

sizin uğraştığınız dini bir uğraş var mı, okuduğunuz kitaplar, yaşantı şekliniz nedir, ibadet eder misiniz mesela

—kuran-ı çok öncelerde umuştum onun dışında bir kitap okumadım orucumu tutmaya çalışırım namazı ise derslerim sebebiyle uzun süredir bırakmış durumdayım

bazı gençlerin uğraştığı eğlence tarzları vardır.. hani fincan oyunları fal işleri cin ruh çağırma seansları falan bu tür uğraşlara girdiniz mi

—gecen yaz bır falcıya gittik arkadaşlarımla bir defa tarot baktı ama inandırıcı da değildi dalga geçtik ve bitti tekrarı olmadı yanı cin ruh çağırma olaylarına da katılmıyorum yanı arkadaş çevremde bunlarla uğraşan yok

anlıyorum anne babanızın durumu mesela büyükanne baba dede size dini konularla bilgi öğüt veriyorlar mıydı şu an nasıllar?

—büyüklerimden bir tek ananem hayatta ama ailem bana öğüt vermektense kitabı kendim okuyup yorumlarda takıldığımda yardımcı olma taraftarıydı nitekim orta okuldayken de bu yüzden babam okumamı istedi ve bende okudum anlamadığım yerlerde bana açıklama yapmayı tercih ederler

anlıyorum… şimdi bana daha net belirgin cümlelerle gördüklerinizi duyduklarınızı sırasıyla yazar mısınız lütfen?

—tabi… geçen yaz gece uyurken birden uyandım yada uyandırıldım bilmiyorum ama ayak ucuma baktım ve orda yaklaşık 30 40 cm boyunda mavi bir varlığı gördüm oldukça parlaktı ışık sacıyodu sanki, bana baktı ben ona baktım içimden dua etmem lazım diyordum ama dua edemiyordum defalarca bu cümleyi söyledim kendime… bir müddet sonrada kayboldu… ondan sanırım 6-7 ay sonra da arkadaşlarımla otururken ilahi sesler duymaya başladım iyice dinlediğim zaman sadece sol kulağımla duyduğumu fark ettım… sağ kulağımsa hala dünyevi sesleri duyuyordu… ve ara ara hala duyuyorum… ilk olarak da güzel bir bayan sesi duymakla başladım, çok hoş yumuşak bir ses tonu vardı… anlam veremiyorum bunlara

bu ikisi üzerinde durmamız yeterli sanırım di mi

—tabi

öncelikle şunu demeliyim, yazışmadaki tutumunuz, düzenli kararlı anlaşılır ve olgun cevaplar verişiniz, sizin bilinçli ve tutarlı kendine güveni olan bir insan olduğunuzu gösteriyor yanılıyor muyum

—evet

bu şu anlama geliyor, siz bu konuyu çok rahat kavrayabilecek ve hiç bir dini ve psikolojik bir zarar görmeden rahatlıkla aşabileceksiniz hatta eminim çevrenizdeki kızlarımıza arkadaşlarınıza da yararlı olabileceksiniz

—ben böyle düşünüyorum yoksa başka biri olsa bunlara herkesten uzakta tek başına yaşarken sanırım kolay karşı koyamazdı

anlıyorum… o zaman sizce mahsuru yoksa adım adım gidelim beni takip edebilir misiniz

—tabi

şu adres şu an bende açık siz de açar mısınız lütfen?

http://kurannuru.spaces.live.com/

—evet acıyorum bir saniye lütfen…evet açıldı

tamam en alta ininiz İNANCIN GÖLGESİNDE…

http://www.inancingolgesinde.net/

—evet buldum sanırım

evet şimdi inancın gölgesinde yazan sarı baştaki yazıyı tıklayınca o siteye geçiyorsunuz,

—evet gectım

burada her insanın aklına takılan her konuda soruların cevapları var uzun incelemelerle hazırlanmış çok gencimize faydası olmuş yazılar, bizim konumuz bildiğiniz gibi… şu başlıkta göreceksiniz: Ruh, Melek, Cin ve Şeytan

—evet

tamam sizden bir ricam var

—nedir

şimdi bu adresi kaydediyorsunuz mümkünse şimdi okumuyorsunuz yazışalım kısaca… diyelim bir hafta sonra tekrar ct veya pz bu saatlerde yine görüşelim ve okuduğunuz şeylerden de söz ederek durumunuza daha bir aydınlık kazandırmamız daha mümkün olabilecektir, oradaki her şeyi size burada yazabilmem olanaksız takdir edersiniz… Bu arada durumunuzu bir psikiyatriste veya psikologa açmanızı da tavsiye ederim. Malum Her derdimize aramamız gereken şifa yolları günümüzde ortaya çıkmış bütün şifa yolları olmalıdır, yani sözlü dualı şifa aramamızın yanında fiili olarak gerekli tıbbi yardımları aramak almak da dinimizin gereği Efendimizin tavsiyesidir.
Şimdi http://www.inancingolgesinde.net/ bu adresmi kaydediniz

—evet kaydettim

tamam haftaya kadar o sitedeki “Ruh, Melek, Cin ve Şeytan” bölümünü iyice okumuş olarak gelirseniz daha farlı sonuçlara ulaşmak mümkün olabilecektir… şimdilik diyebileceklerimi kısaca demek isterim uygunsanız

—tabi sevinirim

öncelikle Allaha iman etmek demek Allah ile ilgili her şeye alaka ilgi yakınlık dostluk kurmak demektir.. siz oldukça zeki görünüyorsunuz sanırım bunları hemen algılayabilirsiniz

—evet devam edin lütfen anlamadığım şeyi sorarım emin olun

tamam yani buna, iman ışığı ile evrendeki beden ötesi alemlerdeki, bilimler ötesindeki fizik ötesi konulara doğru bakabilme kavrayabilme becerisi kazanma da diyebiliriz…. siz bu inançtasınızdır eminim yani madem Allah var Allahın yarattığı her şeyde de onun iradesi bilgisi ve kudreti var deyebilmek çok meseleyi aşmada anahtar ilk adımdır

—evet

Bir ayet aynen şöyle der: Bir yaprak yok ki onun izni olmadan düşsün, hiç bir yaratık yoktur ki
onun alnından Allah tutmuş olmasın; bu ister bir yılan ister akrep ister canavar, ister cin varlıklar olsun, ister düşmanca davranan azman canavar insan tipleri olsun fark etmez… deprem de seller de hep böyle..

—anlıyorum

bu inanç esas bu gibi insanı rahatsız eden her konuda en önemli psikolojik yaklaşım şeklidir…

—evet

Peygamberimiz de benzer şeyi şöyle söylemiştir, insanlar alemi ile cinler aleminin hayatları sınırlarla çizilmiştir, birbirlerinin haklarına tecavüz edemezler ettiklerinde zarar görürler… sizin böyle bir girişiminiz olmamış, karşı tarafta bulunan fizik ötesi varlıklar her insana durduk yerde musallat olmazlar, mutlaka onlara bir davet bir çağrı yapıldığında ilgilenirler ve gerekirse bırakmazlar bırakmak isteyenlere zarar da verebilirler

—peki ben uyurken ne gibi bir davette bulunmuş olabilirim ya da belki ben korkumdan bir şey yapamadım ama o neden hiç bişey yapmadan kayboldu yanı anlamıyorum neden uykumdan uyandırıpta kayboldu tabı bunların kesin net cevabı olmaz ama

evet genel yaklaşımdan sonra zaten sizin konunuza gelmeyi istemiştim ben de… şunu bilmenizi istedim siz ilgilenmediğiniz sürece o tür varlıkların veya görüntülerin size bir zarar veremeyeceğini bilmenizi istedim öncelikle…

ikinci konuyu açmalıyım… ruh bambaşka bir alemdir, Allah bilinmediği gibi onun özel verdiği ruh da tam bilinemez, öldükten sonra herkes kendi ruhunun ve o ruhlar aleminin ne olduğunu tam kavrayabilecek burada bilemediği Rabbisini burada olgunlaştırdığı ruhuna göre görecektir, burada O’na yakınlaştığı oranda orada O’nu O yakınlıkta görebilecektir. Burada imtihandayız ruhumuzu görmeden inanıyoruz, Allahı da görmeden inanıyoruz bu anlamda

—evet

Bu sebeple ruh sırlarla doludur, rüyalar bunun bir kanıtıdır, kendimizden apayrı alemlerde yaşarız kendimiz istemediğimiz halde, işte size görünen bu gibi görüntüler de rüyalardaki ruhumuza denetim kuramadığımız gibi denetimsiz kaçak gelen görüntülerden ibarettir… düşünsenize insan istemediği halde aklına düşüncesine hayaline ne düşünceler geliveriyor… allah nasıl bir şey neye benziyor gibi… cinsellik konusunda akla gelmedik şeyler bile gelebiliyor insanın hayaline rüyalardaki gibi aynı… Hatta namazda çirkin görüntülerin hayaline geldiğinden şikayet edenler de vardır. Size veya başkasına fizik ötesi varlıkların görüntüleri de gelebilir bu bir yerde olağandır.
Şu bilinmelidir: Allah bu tür varlıklara izin vermiş kıyamete kadar belli sınırlar çizerek
şeytana da izin vermiş bilirsiniz, zaten şeytan aslında, bütün cinlerin ilk atasıdır, o cindir cinlerin başıdır, bazılarının yanlış bildiği gibi kovulmuş melek değildir. Ama yine bilirsiniz ki insanlar Allahın çizdiği helal haram sınırlarına uymadığı gibi cin varlıklar da kendilerine çizilen sınırlara uymamakta zaman zaman insanları rahatsız edebilmekte veya eğlence arayışında bulunabilmektedirler; kimi caddelerde sokaklarda bağışlayın kendilerine karşı ya da benzer cins eğlence arayanlar gibi…

—anlıyorum peki bir şey sorabilir miyim

buyrun

—bı arkadaşım bazı varlıkları gördüğü gibi eğer rahatsız ettıklerı bir arkadaşı falan varsa onlarla temas bulunuyor yanı tartışma dövüşme gibi ve ertesi gün yaraları bile oluyor bu gerçek olabilir mı, yanı yaptığı yanlış olsa da o iyi durumda

verdiğim adresteki inancın gölgesinde kitabında benzer konular işleniyor, yukarda dediğimiz gibi, onların sınırları aşılır temas kurulmak istenirse bu mümkün, cinsel birliktelikte bulunanlar olabileceği gibi onları kullanarak işbirliği yaparak büyü yapma olaylarında kullanma da söz konusu, onlarla mücadele etmek savaşmak da öyle… kuranda anlatılır duymuşsunuzdur belki Süleyman Peygamber cinlere hükmediyordu orduları vardı ve onları hayır işlerinde mecburen çalıştırıyordu Peygamber ölünce azgınlıkları tekrar başladı insanları kullanmaya yine başladılar, Kuran karı koca arasını ayırma özelliklerine işaret eder, nas süresinde cinlerden Allaha sığınma anlatılır.
Şunu da bilmeliyiz bu arada, Peygamberimiz cinlere ayet okumuş Müslüman yapmıştır cin süresi vardır kuranda

—evet biliyorum

Evet, bu varlıkalra inanılır melekler nasıl nurdandır cinler de ışın türü varlıklardır, onlar da insanlar gibi sorumludur, imanla ibadetle.. bizden farkı görünmezler ve onları hayır işlerinde kullanmak peygamber gibi mümkün ama bu dönem farklı, gelecekte belki uzman takva sahibi önemli kişiler bunu başarabilir… bu gün için onlarla ilgilenmek insana zarar getirir
Bir de şunu ekleyeyim
Size göründüğü gibi olabilir, Sahabei Kiram da farklı varlıklar gördüklerini söylemişlerdir, her insanın ya kendinde ya tanıdıklarında benzeri olaylar ya görülmüş ya duyulmuştur mesela erken dönemlerimde rüyamda bende baskılı görüntüler görürdüm, buna karabasan da deniyor biliyorsunuz. hatta kulağıma doğru bir kara bir baş eğilir sanki bir şeyler fısıldardı, gözlerinizi açamazsınız açtı gibi olur onu görürsünüz falan…

Tabi bu arada bu tür olaylardan uzak yaşayanlar tam kıvamlı Müslümandır her yönüyle sağlıklı insandır anlamına gelmediği gibi, bu tür olaylara maruz kalanların ne inançlarında ne de sağlıklarında bir problem bulunduğunu iddia etmek tabi ki mümkün değildir.

—evet

Bunlar bizi paniğe sevk etmemeli, bu çok önemli, olağan görmeliyiz, çünkü biz hani başımızı kuma gömmüş gibi sadece madde alemini gördüğümüz için biraz da renkli televizyonlarla günlük arkadaş eğlenceleriyle hani yaşamın renkleriyle ilgilendiğimiz için bu tür olaylar doğal olarak bize garip bazen ürkütücü gelebiliyor, yapmamız gereken çok basit doğrudan Allaha sığınmak euzu besmele çekmek dua etmek… ve evhama kapılıp üfleyip şişirmemek arı kovanına çomak sokar gibi bize zararlı hale getirmemek
Bu konuda size bir ipucu pratik bir çare vereyim mi ))

—lutfen

Ben o karabasandan nasıl kurtuldum biliyor musunuz

—nasıl

HAMZA GELİYOR HAMZA!::: diyerek….

—hamza? bir daha gelmedi o kara renkli yaratık

evet HAMZA… Peygamberimizin S.A.V. amcası bilirsiniz Uhud savaşında şehit edilmişti Allahın aslanı şehitlerin aslanı

—evet

Bütün kötü cinlerin Hz.Ömer gibi Hz.Hamza gibi şahsiyetlerden çekindiğini biliyorum, rüyalardaki rahatsızlıklara karşı bile etkili olabilir siz eğer bir kez daha o görüntü ile karşılaşırsanız.. lütfen euzü besemle çekiniz ve doğrudan (tabi ki gerçek yardımı Allahdan isteyerek o kişiyi vesile yaparak)YETİŞ HAMZA deyiniz.. valla arkasına bakmadan kaçacaktır inanınn

—teşekkur ederım bu bılgı için o anda aklıma bir şey gelmemişti ama bı dahakı sefere hatırlamaya calışırım peki duyduklarım için bişey diyebilirmisiniz

Kulağınıza fısıldayarak bir bayanın şarkı söylemesini mi? çok kişinin duymak isteyip de duyamadığı hoş bayan sesleri wolkmen MP3 kullanmanıza gerek bile yok ))

—evet öyle gerçekten

ama siz bilinçlisiniz, İNANCIN GÖLGESİNDE olaylara bakarsanız kesin size zarar vermeyecektir, bakın ne diyeceğim, diyeyim mi?

—lutfen

Bilirsiniz iki arkadaş, karı koca, anne kız, baba oğul vb tartışırken birinin dediğine diğeri cevap verdiği sürece çatışma hem uzar hem şiddetlenir tabi acıları da sonuçları da büyük olabilir.
Aynı benzer şekilde aklımıza gelen her türlü düşünce içimizden kabaran her çeşit duygu
karşımıza bin bir teklifle veya çatışma isteği ile gelen her teklif içimizdeki sesler… ne olursa olsun bizim tutumumuzla ya durur yok olur ya da biçim değiştirebilir veya bize zararlı hale sokabiliriz, doğru mudur?

—evet

hani iletişim yöntemlerinden söz edilir, bunun gibi, işte ister aklımıza gelen şeyler olsun, ister kulaklarınıza gelen sesler, ister gözünüze ilişen görüntüler… ya bunları kabullenir devam ettirirsiniz ya reddeder kökünü kesersiniz ya da kendi inanç felsefe düşünce renginize boyar size göre yaşamasına izin verirsiniz… Ayet ve hadislerle büyük bilginlerin güzel kitapları bize hep ölçüler vermiştir bunlar hayatımıza güzellik katarlar bunlardan birinden aldığım güzel bir cümle ile sonuçlandırayım.. konuyu tabi isterseniz sorarsanız yazmaya devam edebilirim belki yordum sizi
—yo hoşuma gidiyor devam edin lutfen hatta söylemek istediğim bişey de var

tamam sizdeki zihin becerisini gördüğüm için sanırım ben biraz uzattım… ben cümlemi tamamlayayım

—evet

ses görüntü ve düşünce kulakla gözle hayalle gelen üç saldırı alanımız diyeyim, bunlardan sorumluyuz ölünceye kadar, Allah adına kullanmakla zararlı olanlara karşı korumakla, Allahın emaneti yani… Sizin kalbinizde iman mücevheri var üzeri küllense de diyelim tozlansa da bu tozlar onun değerine zarar veremez elinizde de bir ayna var bu aynayı yerde yanan bir ateşe tutsanız eliniz yanmaz görüntü aksetse bile değil mi?

—evet

bunun gibi gelen sesler görüntüler veya hayaller sizin inançlı kalbinize sağlıklı zihin yapınıza asla zarar veremez, tebessüm eder geçersiniz… Ama bu arada kuvvetlendirici hani düşmana karşı kalenizi takviye edici çalışmalar da yapmanız da yarar olur; mesela dua etmek gibi abdest namaz gibi yapabildiğinizce, kitap okuma gibi, çevrenizde inançlı temiz güvenilir arkadaş güzel sosyal
sevaplı yararlı hizmetler yapma gibi koruyucular güçlendiriciler içinde bulunmalı

—az önce isterseniz düşünmeyerek redderek bu ses ve görüntülerden kurtulabilirsiniz demiştiniz neden kim tarafından iyi amaçla mı kötü amaçla mı olduğunu bilmiyorum ama şimdiki müzik dedikleri şeylerimi yoksa kulağınızdaki hoş ilahi müziklerimi dinlemek isterdiniz?siz bunları kaybetmek istermiydiniz yada? aslında bazen ürkütse de benı ben bunları arada bır dınlemeyı tercıh ederım sanırım, bana bır zararı olurmu bılmem ama…

—yukarda belirtitğim gibi buradaki varlık sebebimiz Allahı tanımak ona ibadetler insanlara güzel hizmetler iyilikler yapmakla mükellefiz okumalarımız işlerimiz paramız evliliklerimiz her eylemimiz ve tabi ki aktivitelerimiz hatta eğlencelerimiz hep Allahın rızasını kazanmaya ebedi cenneti kazanmaya endeksli olarak cereyan etmeli… Bunun için yaratıldık. Bu amaç çerçevesinde hareket ettikçe zaten en önemli uğraş ne ise onunla meşgul oluruz, bu gibi durumlar istemeden
gelirse dediğim gibi zarar vermediği sürece onunla da yaşayabiliriz yani bu ses iradeniz dışı geliyor sorumlu değilsiniz, ama esas dini görevlerinizi bırakır da diyelim bu gibi nefsimize hoş gelen seslere sözlere davranışlara kilitlenirsek asıl vazifelerimizi aksatmanın sorumluluğu üzerimizde kalır anlatabildim mi bilemiyorum
—evet anladım çok teşekkür ederim açıklamalarınız ve zaman ayırdığınız için

özellikle burdan ayrılmayınız
http://kurannuru.wordpress.com/

—tabı teşekkür ederım tekrar

rica ederim


DİNİ SORULARINIZ İÇİN CEVAP LİNKLERİ
tr.fgulen.com
ahmetsahin.org
hayrettinkaraman.net
sorularlaislamiyet.com
islamiyet.gen.tr
farukbeser.com
fikih.info
cevaplar.org
hikmet.net
diyanet.gov.tr
islamicevaplar.org

Kategoriler:Kategorilenmemiş